Gezi Yazısı

12

Yazan Bülent Sakça | Kategori Edebiyat Türleri | Yayımlanma tarihi 12-07-2010

Yurt içinde veya yurt dışında gezip görülen yerlerin ilginç özellikleriyle tanıtıldığı yazılara “gezi yazısı” denir.

Gezi yazarı, gezip gördüğü yerlerle ilgili kendi gözlemlerini, değerlendirmelerini yapar, bunun yanı sıra o bölgenin tarihî, coğrafî özellikleri, halkın yaşayışı, gelenek görenekleri, kültürleri hakkında da bilgiler verir.

Gezi yazıları okuyucuların gezip görme arzularını karşılar, onları eğlendirerek yaşadıkları ortamın tekdüzeliğinden kurtarır.

Gezi yazarları sıradan şeyleri değil, ilginç olan şeyleri görüp anlatabilmelidir. İnsan her gün çevresinde gördüğü, sürekli karşılaştığı, bildiği şeylere ilgi göstermez.

Gezi yazarlarının güçlü bir gözlem yeteneğine sahip olmaları gerekir. Nice insanlar vardır ki, ömürleri yollarda geçer de, güzelliklerin, ilginç şeylerin farkına varamaz.

“Gezip görmek, ölümlü insanoğlunun gerçekleştirmek istediği büyük bir özlem bir bakıma. Gidip gezdiği yerlerde bir şeyler görebilene, elbette. Gördüklerinden yeni güçler kazanmasını bilenlere. Ama, derinliği zorlamayanlar, okyanuslar aşıp yıllar yılı dolaşsa, yine de kupkuru ve tamtakır dönüp gelirler. Gösterişli yapılardan, tadına doyulmayan yemeklerden ve içkilerden, değişik güzellikte kadınlardan, cicili bicili giysilerden gayrısını görememişlerdir.”  devamını oku… »

Namık Kemal “Vatan yahut Silistre”

0

Yazan Bülent Sakça | Kategori Tiyatro İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 09-07-2010

Vatan yahut Silistre Oyununun Özeti

Birinci Perde

Zekiye, sütannesi ile birlikte yaşayan on yedi yaşında genç bir kızdır. Henüz iki yaşındayken, babası rütbeleri elinden alındığı için utancından bir daha evine dönememiştir. Kocasının yokluğuna dayanamayan annesi, verem hastalığına yakalanmış, beş yıl bu hastalıkla pençeleştikten sonra ölmüştür. Zavallı Zekiye, iki yaşında babasını, yedi yaşında annesini, dokuz yaşında ise ağabeyini kaybetmiştir; sütannesiyle birlikte yaşamaktadır.

Zekiye birkaç gün önce sütannesiyle bir gezintiye çıkmış, gezinti sırasında İslâm Bey adında genç biriyle göz göze gelmiş, bu yakışıklı gençten çok etkilenmiştir. Aynı şekilde İslâm Bey de Zekiye’den hoşlanmıştır. İslâm Bey, yaşadığı bu tatlı heyecanı, genç kıza karşı duyduğu hayranlığı dile getiren bir aşk mektubu yazmış, mektubu da sütanneye teslim etmiştir. Elinde mektupla odasında heyecanlı bir şekilde dolanan Zekiye, duygularını dile getirir. Bu sırada İslâm Bey, pencere dibinde gizlenmiş, Zekiye’nin konuşmalarını dinlemektedir. devamını oku… »

Mehmet Rauf “Eylül”

5

Yazan Bülent Sakça | Kategori Roman İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 27-06-2010

Mehmet Rauf’un Eylül adlı romanı Türk edebiyatının ilk psikolojik romanıdır. Roman 1900 yılında Servet-i Fünun dergisinde yayımlanmaya başlamış, 1901 yılında ise kitap halinde basılmıştır. Roman 279 sayfalık metne sahiptir (Eylül, Özgür Yayınevi, On Üçüncü Basım, Temmuz 2002), yirmi iki bölümden oluşur. Servet-i Fünun edebiyatının Halit Ziya’dan sonra ikinci büyük romancısı Mehmet Rauf’tur. Mehmet Rauf’un en güzel, en başarılı eseri hiç şüphesiz Eylül’dür. Daha sonra yazdığı eserlerinde bu başarıyı yakalayamamıştır. Mehmet Rauf, bu romanını Halit Ziya’ya ithaf etmiştir.

Eylül adlı romanda olaylardan çok, kahramanların iç dünyalarının anlatımına ağırlık verilmiştir. Romanda evli bir kadın ile evlerine girip çıkan genç bir akrabası arasında yaşanan yasak aşk anlatılır. Suad bir yanda kocasına duyduğu bağlılık ile diğer yanda Necib’e karşı duyduğu aşk arasında bocalar, çırpınır durur. Necib ise bir yanda akrabası Süreyya’ya duyduğu arkadaşlık, dostluk ile diğer yanda Suad’a karşı duyduğu aşk arasında bocalar. Mehmet Rauf, Eylül adlı romanında yasak aşktan kaynaklanan imkânsızlıkları, bu iki âşığın psikolojik hallerini, kırgınlıklarını, kıskançlıklarını, sevinçlerini, heyecanlarını, vicdan azaplarını gerçekçi bir şekilde yansıtmayı başarmıştır. devamını oku… »

Honoré de Balzac “Goriot Baba”

1

Yazan Bülent Sakça | Kategori Roman İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 25-06-2010

Goriot Baba Romanının Konusu

Balzac’ın Goriot Baba romanında, kızlarını tutkuyla seven zengin bir babanın tüm servetini kızlarının önüne serdikten sonra günden güne düşüşü, saygınlığını kaybedişi, damatları yüzünden kızlarına hasret kalışı, ucuz bir pansiyon odasında kızlarını görememenin üzüntü ve acısıyla kıvranarak can verişi anlatılır. Romanda ayrıca, Paris’e hukuk okumak için gelen, yükselme arzusuyla yanıp tutuşan yoksul bir gencin yüksek çevreye girebilmek için çaresizce çırpınışı da anlatılır. Romanın en önemli iki kişisi kızlarına hastalık derecesinde düşkün olan 69 yaşındaki Goriot Baba ile yoksul bir hukuk öğrencisi olan 22 yaşındaki Eugene de Rastignac’tır.

Romanın en belirgin teması “babalık duygusu”dur. Goriot Baba’daki babalık duygusu, her şeyin önüne geçen, kendisi dışındaki her duyguyu yok eden, adeta hastalık derecesinde olan bir tutkudur. Karısının ölümünden sonra iki kızı, Goriot Baba’nın tüm benliğini kaplamıştır. Öyle ki, Goriot Baba’dan babalık duygusunu çıkardığımızda, geriye hiçbir şey kalmaz. Nefes alıp vermesi bile çocukları içindir. Yıllarca bir hamal gibi çalışıp biriktirdiği paraları, düşünmeden onların önüne sermiştir. Onların bir dediklerini iki etmemiş, her istediklerini almıştır. devamını oku… »

Necati Cumalı “Zeliş”

0

Yazan Bülent Sakça | Kategori Roman İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 23-06-2010

Necati Cumalı’nın Zeliş romanı, tütün tarlalarında çalışan on yedi yaşındaki genç bir kızın aşkı uğruna verdiği dillere destan mücadeleyi anlatır. Bu kız, babası tarafından sevmediği, istemediği bir adama birtakım çıkarlar yüzünden zorla verilmek istenir. Kendisini kaçırmak üzere pusu kurulduğunu öğrenince, sevdiği delikanlıya kaçmaktan başka çaresi kalmaz. Sevdiği delikanlıyla birlikte yollara düşerler. Pek çok sıkıntıya cesurca göğüs gerdikten sonra mutluluğu yakalarlar.

Roman, aşkı elde edebilmek için uzun, çileli bir yolculuk yapmak gerektiğini, aşkın her türlü zorluğun üstesinden gelebilecek güçlü bir duygu olduğunu gösterir. Aşkın onca kahrına, çilesine rağmen yaşanmaya değer güzel, tutkulu, heyecanlı, insanı mutlu eden bir duygu olduğunu anlatır.

Necati Cumalı, yine bu romanında 1950’li yıllarda, İzmir’in küçük bir ilçesi olan Urla’da, halkın karın tokluğuna verdiği yaşam mücadelesini, tütün tarlalarında, zeytinliklerde çalışan işçilerin yoksulluğunu, çektiği sıkıntıları, yaşayış biçimlerini, eğlencelerini, aşklarını başarılı bir şekilde yansıtmıştır. devamını oku… »

Reşat Nuri Güntekin “Acımak”

0

Yazan Bülent Sakça | Kategori Roman İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 22-06-2010

Acımak Romanının Özeti

Mebus Şerif Halil Bey, bir dostunun ricası üzerine Maarif Müdürü Tevfik Hayri Bey’den Zehra Hanım adındaki bir öğretmen için on – on beş günlük izin ister. Seçim bölgesini gezmek için geldiği kasabada eski okul arkadaşı olan maarif müdürüne konuk olur. Zehra Hanım’ın babasının çok hasta olduğunu, hayatî tehlikesinin bulunduğunu, bir an önce İstanbul’a babasının yanına gitmesi gerektiğini söyler.

İki eski arkadaş, Zehra Hanım hakkında konuşmaya başlar. Tevfik Bey, Zehra Hanım’ı beş yıla yakın bir zamandır tanıdığını, onun çok çalışkan biri olduğunu, kısa sürede kasabalının gönlünü ve güvenini kazandığını söyler. Zehra Hanım’ın tek zaafı; haksızlık, yalan ve yanlışa tahammül etmemesi, çok sert tepki göstermesidir.

“… onda bir nevi hastalık, hiç durmayan, onu daima için için yakan bir humma var: Doğruluk, fedakârlık, manevî temizlik hastalığı… Haksızlığın, yalanın, riyanın (ikiyüzlülüğün), hâsılı bütün ahlâksızlıkların ve zaafların müthiş bir düşmanıdır.” (s.11-12)

“Doğruluk, temizlik, fedakârlık hastalığı onda insanlığın en kıymetli bir kabiliyetini öldürmüştür: Acımak kabiliyeti… Zehra Hanım’a hissiz bir kadın denemez… devamını oku… »

Sabahattin Ali “Kuyucaklı Yusuf”

1

Yazan Bülent Sakça | Kategori Roman İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 17-06-2010

Kuyucaklı Yusuf Romanının Özeti

Birinci Kısım

1903 senesi sonbaharında yağmurlu bir gecede, Aydın’ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyünü eşkıyalar basar ve bir karı kocayı öldürürler. Kaymakam Selahattin Bey, yanına doktor ve jandarmaları alarak olay yerine gider. Eve girdiklerinde yatağın üzerinde kanlar içinde iki ceset görürler. Odanın kenarında diz çöküp oturan ve kendilerine bakan küçük bir çocuk olduğunu fark ederler. Kaymakam Selahattin Bey, Yusuf adındaki bu çocukla konuşmaya başlar. Yusuf, annesine saldıran eşkıyalardan biriyle boğuşurken sağ elinin başparmağı kesilmiştir. Bunu fark eden doktor, çocuğun kopuk parmağını tamamen keser. Yusuf olaydan hemen sonra koşup jandarmaya haber vermiş, kanlar içinde yatan anne babasının üzerine yorgan örtmüş, korkusuz bir şekilde başlarında beklemiştir.

Selahattin Bey, Yusuf’un gidecek bir yeri olmadığını öğrenince ona acır, başından böylesi acı bir olay geçen küçük bir çocuğu ortada bırakmaya gönlü razı gelmez. “Benimle gel… Benim yanımda kal. Ben seni baban gibi severim, olmaz mı?.. Benim oğlum ol. Benim hiç erkek çocuğum yok!” (s.17) Kaymakamın karısı Şahinde Hanım, köylü piçi olarak gördüğü küçük Yusuf’un eve getirilmesinden memnun değildir, fakat kocasına karşı gelemez. devamını oku… »