Memduh Şevket Esendal “Otlakçı”

2

Yazan Bülent Sakça | Kategori Hikâye İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 02-10-2010

Memduh Şevket Esendal’ın Otlakçı adlı eserinde toplam yirmi beş hikâye var: Gençlik, Kayışı Çeken, Arabacı, Bir Eğlenti, Otlakçı, Dövüş, Mülahazat Hanesi, Köye Düşmüş, Bir Kadının Mektubu, İki Kadın, Pazarlık, İki Ana İki Kız, Türbe, Haydar Bey’in Sakalı, Söylüyor, Deli, Yirmi Kuruş, Bildim, Seni Kahve Paklar, Ev Ona Yakıştı, Asılsız Bir Sözün Esası, Eşek, Hastanenin Yemek Tablası, Düğün Dönüşü, İşin Bitti.

Otlakçı” hikâyesinde, uyanık ve yüzsüz bir otlakçının, kahve arkadaşını çileden çıkarması anlatılır. Anlatıcı konumundaki hikâye kahramanı, kendisinden sürekli olarak tütün içen Mahmut Efendi’ye daha fazla dayanamaz. “Efendim, tütün tabakasını ortada bırakmaya gelmiyor, insafsız herif, tütünün ne kadar saçak yeri varsa içti, tozları bana kaldı. Çok otlakçı gördüm ama böylesine hiç rast gelmedimdi.

Hikâye kahramanımız, Mahmut Efendi’ye, sigara sararken uyanıklık yaparak tütünün sadece saçak kısmını koyduğu, tozunu da kendisine bıraktığı için kızar. Otlakçı Mahmut Efendi, tütünün pek içimli bir şey olmadığını, tütün gibi mundar bir şeye para verecek kadar enayi olmadığını söyler. Bir sigara için kendisine bu kadar söz söylediği için tütün sahibini ayıplar. Kahramanımız daha fazla dayanamaz, otlakçı arkadaşını “birader bir daha benim yanıma gelme, benimle de konuşma. Bir gün öfke ile kafana bir şey vururum, başıma bela olursun, anladın mı?” diye azarlayarak yanından kovar. devamını oku… »

Memduh Şevket Esendal “Mendil Altında”

0

Yazan Bülent Sakça | Kategori Hikâye İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 11-09-2010

“Benim sevdiğim hikâyeler… hayat veren, neşe veren, ışık veren hikâyelerdir. Ben, insanlara yaşamak için ümit, kuvvet ve neşe veren yazılardan hoşlanırım. İnsanları yoğrulmuş mutfak paçavrasına çeviren ve ümitsizliğe düşüren yazılardan hoşlanmam. Zaten tam bir refah içinde, huzur içinde yaşamıyoruz. Bir de karanlık, kötü şeylerden bahsederse bize, onları okursak… Bu, insanları bir havana koyup ezmeye benzer. Halbuki insanların içinde bir umut olmalı. Yaşama umudu, neşe vermeli insanlara okudukları.” (Memduh Şevket Esendal)

Memduh Şevket Esendal’ın Hayatı

1884 yılında Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde doğan Memduh Şevket Esendal, Türk edebiyatında Çehov tarzı hikâyeleriyle tanınmış değerli bir yazarımızdır. Babasının vefatından sonra ailesinin sorumluluğunu yüklenir, çiftlik işleriyle kendisi ilgilenir. Bu nedenle düzenli bir okul eğitiminden mahrum kalır. Hiçbir okuldan diploma alamamıştır, ancak asla pes etmemiş, kendi kendisini yetiştirmiştir. Kendi deyimiyle, o bir alaylıdır. “Ben ilk mektep de dahil olmak üzere hiçbir mektepten mezun değilim. Alaylıyım.” (alaylı: mektep eğitimi almadan kendini yetiştiren kimse, karşıtı: mektepli).  devamını oku… »

Eleştiri

0

Yazan Bülent Sakça | Kategori Edebiyat Türleri | Yayımlanma tarihi 28-08-2010

Bir sanat eserini, bir sanatçıyı çeşitli yönleriyle inceleyip tanıtmak, anlaşılmasını sağlamak, beğenilen ve kusurlu yanlarını ortaya çıkarmak amacıyla yazılan yazılara “eleştiri” denir.

Eleştiri türünde yazılar yazan, bu işi meslek edinmiş kişilere “eleştirmen” ya da “eleştirici” denir.

Eleştiri türüne eskiden “tenkit”, bu türde eser veren kişilere de “münekkit” denirdi.

Tenkid” sözcüğü, “paranın sağlamlığını ve çürüklüğünü gözden geçirmek” anlamına gelen Arapça “nakd” sözcüğünden türetilmiştir.

Dilimizde eleştiri sözcüğünün yanı sıra, tam olarak eleştiri anlamında kullanılmasa da buna yakın bir anlamda şu sözcükler de kullanılmaktadır: “kritik, analiz, tahlil, şerh, tefsir, yorum, inceleme, çözümleme.”

Eleştirmen, sıradan bir gözün ilk bakışta göremeyeceği, en kuytu köşelere saklanmış güzellikleri arayıp bulur. Eserin karanlık yerlerine ışık tutar. Bunu yapabilmek için de incelediği kişi, eser ya da konuyla ilgili çok kapsamlı bir araştırma yapar, bilgiler toplar.

Eleştirmenlik fedakârlık isteyen, sabır isteyen, yorucu bir meslektir. Öyle ki, okuduğumuz birkaç sayfalık, küçücük bir eleştiri yazısı, günlerce, hatta yıllarca süren yoğun bir okuma ve çalışma sonrasında yazılmıştır. Eleştirmen ele aldığı bir eseri ya da sanatçıyı tam olarak tanıyıp anlayabilmek için günlerce, yıllarca okur, okur, kafa yorar. Ancak sonunda eserdeki görülemeyen gizli manaları keşfeder.  devamını oku… »

Röportaj

0

Yazan Bülent Sakça | Kategori Edebiyat Türleri | Yayımlanma tarihi 28-08-2010

Ünlü bir kişiyi tanıtmak, toplumsal bir soruna parmak basmak, halkı ilgilendiren önemli bir konuyu açıklamak, gezip görülen bir yeri çeşitli yönleriyle tanıtmak amacıyla soru-yanıt tekniği kullanılarak yazılan yazılara “röportaj” denir.

Röportaj yazılarının en belirleyici özelliği soru ve yanıtlardır. Röportaj yazıları, gücünü soru ve yanıtlardan alır.

Röportaj yazıları gazete ve dergilerde yayımlanır. Yazılara röportajı yapılan kişi ya da kişilerin, röportajın yapıldığı yerin fotoğrafları da konulur. Bu yazılar yıllar sonra bir araya getirilerek kitap halinde yayımlanır.

Öylesine dolaşmaz röportaj yazarı, bir amacı vardır. Soru sormaya susamıştır sanki, bıkmadan usanmadan sürekli yeni sorular sorar. Sorduğu soruların yanıtlarını kana kana içmek ister. Fakat hiçbir yanıt, röportaj yazarının susuzluğunu geçiremez.

Röportaj yazarı, sorularını binbir özenle seçer; çünkü çok iyi bilir ki, karanlığı aydınlatacak, gizemi çözecek sihir yanıtlarda saklıdır. Yazar, doğru kişileri arar, bulur.

Röportaj yazarı, ele aldığı konuyu çok yönlü tanıtmak, açıklamak için sürekli bir arayış içindedir.   devamını oku… »

Fıkra

0

Yazan Bülent Sakça | Kategori Edebiyat Türleri | Yayımlanma tarihi 28-08-2010

Gazete ya da dergilerin belirli sütunlarında yayımlanan, güncel, siyasal ve toplumsal sorunların ele alındığı yazılara “fıkra” denir.

Fıkra türündeki yazılara “köşe yazısı” da denir.

Fıkralar güncel olaylar üzerine yazılan günübirlik yazılardır. Fıkra türündeki yazıların ömrü kısadır, birkaç günlüktür. Kalıcılığı yoktur. Saman alevi gibi bir anda parlar, kısa sürede etkisi geçer.

Fıkra yazarı güncel bir olayı, herhangi bir toplumsal sorunu konu olarak seçer. Bu konuyu çeşitli yönlerden ele alır, önemli yerlerine dikkat çeker, çözüm önerileri sunar. Öne sürdüğü görüşlerini kanıtlama yoluna gitmez. Sıradan bir gözün göremeyeceği şeyleri görür, görünür kılar fıkra yazarı. Okuyucuları bilgilendirir, onların gözlerini açar.

Fıkra yazarlarının okuyucuyu sıkmayan, güler yüzlü, samimî bir tavırları vardır. Yazılarında yer yer espriler yaparlar, nüktelere yer verirler. devamını oku… »

Mektup

5

Yazan Bülent Sakça | Kategori Edebiyat Türleri | Yayımlanma tarihi 25-08-2010

Birbirinden uzakta olan insanların istek ve dileklerini iletmek, kendi durumlarıyla ilgili bilgi vermek, üzüntü ve sevinçlerini paylaşmak, içlerini döküp dertleşmek, özlemlerini dile getirmek amacıyla birbirlerine gönderdikleri yazılara “mektup” denir.

Mektuplaşmak yakın arkadaş, dost ve akrabalar arasında olabileceği gibi, resmî kurum ve kuruluşlar arasında da olabilir.

Eskiden yaygın olan mektup yazma alışkanlığı, günümüzde teknolojik gelişmelerin etkisiyle unutulmaya yüz tutmuştur. Son yıllarda iletişim teknolojisi inanılmaz bir biçimde gelişme göstermiş, mektubun yerini cep telefonuyla mesaj çekme ve bilgisayarla internet üzerinden e-posta gönderme almıştır. Her ne kadar iletişim araçları değişmiş olsa da, netice itibarıyla insanlar arasında taşınan, gelip giden şeyler aynıdır. Eskiden de insanlar duygularını dil aracılığıyla sözcüklere döküyorlardı, günümüzde de insanlar dili kullanarak duygularını ifade ediyorlar. Yani duygularımızı dili kullanarak sözcüklere dökeceğiz, sonra da bunları bizden uzakta olan birine göndereceğiz. Bizden uzakta olan bir yakınımıza, bir arkadaşımıza duygularımızı yazarken; yazıya nasıl başlarız, ona nasıl hitap ederiz, duygularımızı nasıl bir düzen içerisinde aktarırız, yazımızı nasıl bitiririz? İşte asıl öğrenmemiz, dikkat etmemiz gereken nokta bu.  devamını oku… »

Dilekçe

2

Yazan Bülent Sakça | Kategori Edebiyat Türleri | Yayımlanma tarihi 24-08-2010

Dilekçe Nasıl Yazılır?

Bir iş için resmî bir kuruluşa gittiniz ve sizden dilekçe yazmanız istendi. Dilekçe sözünü duyduğunuz anda içinizi bir telaş kapladı:

“Dilekçe nasıl yazılıyordu yaa?… Okulda hocamız öğretmişti ama… Nasıl da unutmuşum bee… Üstelik hocamızın, ‘Bakın bu konu çok önemli gençler, unutursunuz, beni dikkatle dinleyin, ileride dilekçe yazmanız gerekebilir…’ diye sizi defalarca uyarmış olmasına rağmen…

“Aman bee!.. Altı üstü bir dilekçe değil mi?… Beş dakikada yazarım ben onu… Tarih yazılıyor muydu, nasıl başlasam acaba, çizgili kâğıda yazsam daha mı iyi olur, imza atıyor muyduk yaa, atıyorduk atmasına da nereye?…

Yazmasına yazarım da… Ben yine de şu karşıda duran görevliye bir sorayım, ne olur ne olmaz, işimi sağlama alayım.”

Şayet siz de her dilekçe yazmanız gerektiğinde benzer sıkıntılar yaşıyorsanız, “Dilekçe yazmak benim için bir kâbus… Benim dilekçe fobim var hocam, istesem de öğrenemem… Ben biraz unutkanım hocam, şimdi öğrenirim, fakat bir süre sonra gene unuturum… Dilekçe yazmak zor iş be hocam, bu konu beni aşar…” diyorsanız bilin ki bu yazı sizin için. devamını oku… »