Necati Cumalı “Mine”

0

Yazan Bülent Sakça | Kategori Tiyatro İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 02-11-2010

Mine Oyununun Konusu

Necati Cumalı “Mine” oyununda, kocasını sevmeyen, aşk, sevgi, tutku ve heyecan gibi duygulara susamış genç ve güzel bir kadının yalnızlığını, mutsuzluğunu, acı içinde kıvranışını; kadını sadece cinsel bir obje olarak gören cahil insanların bulunduğu bir kasabada, genç ve güzel bir kadın olarak yaşamanın zorluklarını anlatır.

Oyunda işlenen güçlü temalardan biri “cinsel tatminsizlik”tir. Yazar; eğitimsiz, cahil, cinsel yönden tatminsiz erkeklerin bulunduğu küçük bir kasabada, genç ve güzel bir kadın olarak yaşamanın nasıl bir işkence olduğunu göstermeye çalışır.

Mine oldukça güzel bir kadındır. Henüz on yedi yaşında küçük bir kızken, annesinin zoruyla Cemil’le evlenmiştir. Kocasını hiç sevmemesine rağmen, yedi yıldır bu evliliğe katlanmıştır. Mine’nin kocası, incelikten uzak, cahil, basit, kişiliksiz bir adamdır. Yaşı kırkın üzerindedir. Kocasının yaşlılığı ve pasifliği kasaba erkeklerini cesaretlendirir. Mine hiçbirine yüz vermez. Buna rağmen yaşlısından gencine neredeyse kasabanın tüm erkekleri genç kadının peşindedir, hastasıdır. Kasaba erkeklerinin Mine’ye karşı duydukları aşk ve sevgi değil, cinsel açlığın verdiği bedensel sahiplenmedir. Genç kadının güzelliğine vurgundurlar, şiddetle arzuladıkları tek şey Mine’nin güzel bedenine sahip olmaktır.

Kasabanın ileri gelenleri sırf Mine’yi görebilmek, onunla vakit geçirebilmek için istasyon şefini her davete çağırırlar. Bu insanlar gerçekte istasyon şefi gibi sıradan bir adama selam dahi vermezler, fakat güzel karısını görebilmek adına Cemil’e yakın bir arkadaş ilgisi gösterirler. Kaymakam, zenginliğinden cesaret alarak Mine’ye evlenme teklifinde bulunur, ancak genç kadını ikna edemez. Mine’yi en fazla rahatsız eden kişi, ofis memurudur. Ofis memuru, Mine’nin kaldığı lojmanın kapısını, penceresini sürekli olarak göz hapsinde tutar. Bu adam yüzünden, Mine pencereden dışarı bakmaya cesaret edemez, çekinir. Zavallı kadını, lojmanın dört duvarı arasında yaşamaya mahkûm eder. Ofisçinin verdiği rahatsızlık bununla kalmaz; ofisçi, genç kadının evine telefon açar, abuk sabuk şarkılar dinletir. Yerli yersiz çalan bu telefonlar Mine’yi çileden çıkarır. Ofisçi, lojman kapısının altından isimsiz mektuplar atar, kasabanın diğer gençlerini de yoldan çıkarır. Mine ile İlhan arasında ilişki olduğuna dair kasabada dedikodu çıkarır. Mine’nin kasaba erkeklerine yüz vermeyip genç yazarla, ilhan’la ilgilenmesi kasaba erkeklerini kızdırır. Kasabalılar, genç yazarı kıskanırlar. Mine’nin bu adama âşık olmasına tahammül edemezler, bu yüzden genç kadına düşman olurlar.

Mine tüm bu haksızlıklara, kabalıklara ve iğrençliklere çaresiz katlanmak zorundadır. Evli bir kadın olarak onurlu ve dik duruşunu hiçbir zaman bozmaz. Kendisine yapılan tacizleri kocasına söylese, kocası suçu kendisine atacaktır ve hiçbir şey yapmayacaktır. Kaymakam, doktor gibi görüştüğü dostlarına da söyleyemez, çünkü onlar da Mine’ye aynı gözle bakmaktadır. Sonuç olarak gencinden yaşlısına, zengininden fakirine, eğitimlisinden cahiline tüm kasaba erkekleri, Mine’yi elde etmeye çalışırlar, Mine’ye cinsel açlıklarını tatmin edecek güzel bir varlık olarak bakarlar. Sürekli birileri tarafından gözetlenmek, bakışlarla, sözlerle ve davranışlarla taciz edilmek, Mine’nin yaşamını adeta cehenneme çevirir. Kasabanın boğucu, bunaltıcı, zehirli havasında nefes almak, yaşamak her geçen gün biraz daha zorlaşır.

Oyunun sonunda ofis memuru, Mine’nin evde yalnız olduğu bir gece, sapıkça emellerine ulaşabilmek için genç kadının evine zorla girer, ona tecavüze yeltenir. Genç kadın, yıllardır içinde biriken kini, nefreti ve öfkeyi ofisçinin üzerine kusar. Mine, kocasının tüfeğiyle ofisçiyi öldürür.

Oyunda dikkati çeken diğer bir tema ise “evlilik”tir. Yazar, aşk ve sevginin olmadığı, sadece nikaha bağlı sürdürülen evliliklerin getirdiği sıkıntıları, bunalımları, yalnızlığı, mutsuzluğu göstermek ister. Mine henüz on yedi yaşında küçük bir kızken, hiç tanımadığı ve sevmediği bir adamla evlendirilir. Bu mutsuz evliliği yıllarca sürdürmek zorunda kalır. Başka çaresi de yoktur zaten. Anadolu’da sevmediği halde evliliğini sürdürmek zorunda olan binlerce mutsuz kadını temsil eder Mine.

Mine, evlilik hikâyesini şu şekilde anlatır:

Mine: On yedi yaşında bile değildim. Liseye yeni başlamıştım. Annem gençti, güzeldi. Süsüne eğlencesine düşkün bir kadındı. Bütün gün komşuları toplar, ut çalar, şarkı söyler, eğlenirdi. Saçı başı dağınık gezdiğini, yüzünden pudrasının eksik olduğunu hiç hatırlamam. Huylarımız hiç benzemez annemle. Babamla hiç geçinemezlerdi. Hemen hemen bütün evliliklerinde ayrı yaşadılar. Ben babamın yanında büyüdüm. Son zamanlarda barışmışlardı. Babam çok geçmeden öldü. Annem üç dört ay sonra kendisinden küçük biriyle evlendi. Beni de evde fazla görmeye başladı. Cemil üvey babamın arkadaşıydı. Bir akşam eve misafir geldi. Ben içeriki odada kitaplarımı topladım, saçlarımı çözdüm, yatmaya hazırlanıyordum. Annem çağırdı. Sırası değilken Cemil Bey’e bir su ver dediler… Hikâye bu… İki ay sonra karısıydım. Evlendiğimiz gecenin sabahı her kadının sevinçle uyandığı yatakta, o gerinirken, ben ağlıyordum. (…)

Mine: O zamandan beri, yedi yıldır, onun karısıyım işte!.. Karşıma birtakım erkekler çıktı. Hepsine de ümit veren, cesaret veren onun durumu. Hep aramızdaki yaş farkını, onun silikliğini düşünürler, beni hiç hesaba katmazlar. Kocamın hali, benim onlardan herhangi birine kendimi teslim etmem için, akıllarınca yeterli görünür. Yedi yıldır arada, bazen gönlüm kayar gibi olmadı değil… Hatırlarım öylelerinde de öyle çabuk hayal kırıklığına uğradım ki, ne duyduğumu anlamama kalmadan, yüzlerini görmek istemedim bir daha. Hiç unutmam, bir orman bölge şefi vardı. Kendini beğenmişin biri. Yanımda yakınımda döndü dolaştı. Biraz heyecanlandım. Ne dese beğenirsiniz ilk fırsatta? ‘Nerede buluşacaksak buluşalım. Beni peşinizde boş yere dolaştırmayın!’ Hâlâ hatırladıkça yüzüm kızarır. Yedi yılda bunun gibi ne zaman hatırlasam içimi sıkan bir iki hikâye… Sonra yoruldum. Bıraktım kendimi. İnanın saçlarımı taramak istemediğim günler çok olmuştur.”

Kocasının kıskançlıklarından bıkan Mine, yıllardır içinde biriken nefreti, mutsuzluğu kocasına şu sözlerle haykırır:

Mine: … seninle nikahtan başka bir şey yok aramızda. Evinde, sofranda oturuyorsam sırf namus belası, başka bir şey değil! (…)

Cemil: Onunla yattınız mı yatmadınız mı?

Mine: Bu değil mi bütün kafanı kurcalayan? Daha önemli bir şey yok senin için! Çünkü sen bana hep böyle yatılır kalkılır bir yaratık diye baktın! Bir kez olsun bu kadın ne düşünür, aklından neler geçer diye yordun mu kafanı? Anlamaya çalıştın mı? Seninle yattım bu kadar yıldır, bundan ne pay çıkarıyorsun kendine? Ne verdim sanıyorsun sana? Her sefer gözlerimi nasıl kapadığımı, başımı nasıl başka yana çevirdiğimi görmedin mi bana yaklaşırken?.. Onunla yatmadım, bir kez olsun öpmedi bile beni, ama onunum! Kul köle olacak kadar, öl dediği yerde ölecek kadar onunum! Onunla bir kez on, bir kez de beş dakika yalnız konuştum, işte o kadar! İstesem onunla gidebilirdim de… Kaldı mı başka öğrenmek istediğin?

Cemil: Niye gitmedin öyleyse?

Mine: Gitmedim, ben onu sevdim, ama o belki de beni sevmedi, acıdı sadece! Beni buradan, bu dedikodulardan, bu bayağılıklardan kurtarmak istedi. Beni sevdiğini iyice bilmeden, beni gerçekten sevdiğine inanmadan gidemezdim onunla! Kabul edemezdim onun bu fedakârlığını! Gitmediğimin nedeni bu!”

Oyunda işlenen temalardan biri de “aşk”tır. İstasyon Şefi’nin genç ve güzel karısı ile Perihan’ın yazar ağabeyi İlhan arasında yaşanır bu aşk. Mine, on yedi yaşındayken, sevmediği bir adamla evlenmiştir. Yedi yıldır çaresiz katlanmak zorunda kalmıştır bu evliliğe. Aşkın, sevginin, tutkunun, heyecanın açlığını duymuştur yıllarca. Yedi yıllık evliliğinde kimi zaman gönü birilerine kayar gibi olmuş, fakat aradığı aşkı bir türlü bulamamış, hep hayal kırıklığına uğramıştır. Karşısına çıkan kişiler, genç kadından bedensel anlamda faydalanmak ister. Mine buna izin vermez. Yalnızlık, dayanılacak gibi değildir. Mutsuzdur Mine, bu kara talihini yenmek için elinden hiçbir şey gelmez.

Mine: … Her ilkbahar bir ümide kapılırdım. Belki, derdim, bu kez! Sonra, böyle yaz bitip de sonbahar girerken, böyle günler kısaldıkça, günler kaçar gibi gider, akşamlar daha çabuk daha telaşlı inerken, bir boşluk, bir karanlık büyürdü içimde. Sanki o boşluğun dibine doğru kayar, orada ölürdüm. Her yıl, her sonbahar yeniden ölürdüm.”

Mine, yedi yıldır aradığı aşkı, yakın ve içten arkadaşı olan Perihan Öğretmen’in ağabeyi İlhan’da bulur. İlhan, Mine’ye, kasabanın diğer erkeklerinin baktığı gözle bakmaz; bir dost, bir arkadaş, bir insan gibi yaklaşır, onun kalbine, ruhuna seslenir. İlk bakışmalarında kanları kaynar hemen. İlhan otuz yaşındadır, bekârdır. Eğitimli, kültürlü, kişilik sahibi, olgun bir insandır. Mine ile İlhan arasındaki ilişki, ruhsal bir yakınlaşmadır. Oyunda Mine ile İlhan arasında bedensel bir yakınlaşma olmamıştır, bir kez olsun öpüşmemişlerdir bile. Buna rağmen Mine, tüm kalbiyle, her şeyiyle kendisini ona ait hisseder. Genç yazarı ölesiye sevmektedir.

Nurten ise, kaymakamın kızıdır. İngiliz Filolojisi’nde okuyan bir üniversite öğrencisidir. İlhan henüz kasabaya gelmeden, ona göz koyar, onu sahiplenir. Israrla İlhan’ın peşinden koşar. Fakat İlhan, Nurten’e karşı en ufak bir heyecan duymaz, ondan etkilenmez. Aşk böyle bir şeydir. Bir insanı etkilemek, onun kalbini kazanmak, öyle sanıldığı kadar kolay bir iş değildir, çok çetrefilli bir yolculuktur.

Mine Oyununun Kişileri

Cemil: Mine’nin kocasıdır. Gölköy İstasyonu’nun şefidir. Yaşı kırkın üzerindedir. Kişiliksiz, basit, kaba ve kıskanç bir adamdır. Genç karısının güzelliğine vurulan arkadaşları tarafından sürekli olarak yemekli içkili davetlere çağrılır. Arkadaşları arasında Cemil’i değerli kılan, güzel karısı Mine’dir. Cemil, toplumsal konumu kendisinden yüksek olan kişilere abartılı bir saygı gösterir. İstasyon Şefi’nin pasif kişiliği, kasabanın erkeklerini cesaretlendirir. Kasabanın kaymakamından çöpçüsüne kadar hemen herkes, İstasyon Şefi’nin karısının peşindedir. Bakışları, sözleri ve davranışlarıyla genç kadını taciz ederler. Cemil, karısına yapılan tacizleri görebilecek olgunlukta ve güçte bir adam değildir. Karısıyla ilgili kulağına birtakım dedikodular geldiğinde dahi kimseye tek bir laf etmez, gücü ancak karısına yeter. Kıskançlık krizine girer, karısını azarlar. Bir kadının duygularını anlayabilecek incelikten yoksundur. Yedi yıllık evli olmasına rağmen karısının ancak bedenine sahip olmuş, gönlünü kazanamamıştır.

Mine: Oyunun baş kahramanıdır. İstasyon Şefi Cemil’in karısıdır. On yedi yaşındayken kendisinden yaşça hayli büyük olan Cemil’le evlenmiştir. İstemeden sürdürdüğü yedi yıllık evliliğinde aşkın, sevgini, tutkunun ve heyecanın açlığını yüreğinin derinliklerinde hissetmiş, çok acı çekmiştir. Kocasıyla arasındaki yaş farkı, kocasının kabalığı, sıradanlığı, evliliklerinde aşk ve sevginin olmayışı Mine’yi mutsuz etmiştir.

Mine yıllarca, yaşamına renk katacak, aşkı ve sevgiyi tattıracak, kalbine seslenecek bir erkeğin hayalini kurar. Âşık olmak, birine delicesine bağlanmak ister. Bir iki kişiye gönül verecek olur, fakat daha yolun başında hayal kırıklığına uğrar. Genç, güzel, çekici bir kadın olduğu için kasabanın bütün erkekleri peşinden koşar, ancak Mine hiçbirine yüz vermez.

Mine yıllarca beklediği, hayalini kurduğu aşkı, tatil için ablasının yanına kasabaya gelen İlhan adındaki genç bir yazarda bulur. Mine, İlhan’a tüm kalbiyle bağlanır. Genç yazarın kaçma teklifini bir süreliğine erteler, sevdiği erkeğin duygularından emin olmak ister. İlhan’ın acıdığı için değil, sevdiği için kendisiyle evlenmesini ister. Kocasının evde olmadığı bir gece, kasabanın gençlerinden ofis memuru, zorla evine girip kendisine sahip olmak ister. Mine, kocasının çiftesiyle bu genci öldürür.

İlhan: Kasabada öğretmenlik yapan Perihan’ın ağabeyidir. Otuz yaşında genç bir yazardır, bekârdır. Mine’nin yıllardır hayalini kurduğu, âşık olmak istediği erkektir. Okumuş, kültürlü, saygılı, dürüst, olgun, kibar bir insandır. Kısa sürede Mine’nin kalbini kazanır. İlhan, Mine’nin güzelliğinden etkilenir, onun her haliyle eşsiz bir kadın olduğunu düşünür. Mine’nin kocasını sevmediğini, kasabanın erkekleri tarafından sürekli taciz edildiğini görür. Sevdiği kadını bu çamurdan, kokuşmuş ve çürümüş insanların arasından çekip kurtarmak ister.

Kaymakamın kızı Nurten, sürekli olarak İlhan’ın peşinden koşar. Serbest bir yaratılışı olan Nurten, genç yazardan yüz bulamayınca vazgeçer. Genç yazarın, kendisini değil de Mine’yi tercih etmesine bir anlam veremez.

Mine Oyununun Özeti

Birinci Perde

Olaylar, Gölköy adındaki küçük bir Batı Anadolu istasyonunda geçer. İstasyon Şefi Cemil, kırkını geçmiş, kişiliksiz, kaba bir adamdır. Mine adında genç ve güzel bir karısı vardır. Yedi yıllık evlidirler. Gölköy İstasyonu’na geleli üç yıl olmuştur. Kişilik yönünden uyuşmamaları, aralarındaki ciddi yaş farkı, sevgi ve aşk olmadan yapılan evlilik nedeniyle Mine çok yalnızdır, çok mutsuzdur.

Kasabanın kaymakamından, doktorundan tutun da cahil gençlerine kadar hemen herkes Mine’ye askıntıdır. Yirmi beş yaşlarındaki ofis memuru, Mine’yi sürekli göz hapsinde tutar, ona imzasız mektuplar gönderir, telefon açıp abuk sabuk şarkılar dinletir, genç kadını sürekli taciz eder.

Mine’nin kasabada kendine yakın hissettiği arkadaşı Perihan, genç bir öğretmendir. Perihan, iki yıldır göremediği ağabeyini karşılamak üzere istasyona gelmiştir. Trenin on dört dakika gecikmeli olarak geleceğini öğrenir. Arkadaşı Mine’nin yanına çıkar. Kaymakamın kızı Nurten de oradadır. Birlikte sohbet ederler. Nurten İngiliz Filolojisi bölümünde okuyan genç bir kızdır. Yaz tatilindedir. Kasabanın erkeklerini beğenmez. Konuşacak aklı başında kişiler bulamamaktan şikâyetçidir. Okulun açılmasını sabırsızlıkla beklemektedir. Perihan’ın ağabeyinin bekâr, genç, yakışıklı bir yazar olduğunu duyunca sıkıntılı dünyasına bir parça heyecan gelir. Perihan’a, şayet beğenirse ağabeyinin yakasını bırakmayacağını söyler.

Kasaba halkının görgüsüzlüğü, kabalığı, cahilliği, cinsel açlığı Mine’yi canından bezdirmiştir. Mine tüm bunlara direnir, duymazdan görmezden gelir, hiç kimseye yüz vermez. Kasaba halkının göz hapsi, tacizleri nedeniyle Mine, adeta nefes alamaz bir hale gelmiştir. Perihan Öğretmen, Mine’yi çok sever, ona okuması için kitaplar verir. Aralarında içten bir arkadaşlık vardır. Beklenen tren gelir. Perihan, ağabeyi İlhan’ı doktor, kaymakam ve kızı Nurten’le tanıştırır. Mine lojmanın penceresinden bakmaktadır.

Bir hafta sonra İstasyon Şefi Cemil’in evinde toplanırlar. Doktor, kaymakam, Nurten ve Cemil kâğıt oynarlar. İlhan yemekten sonra lojmanın kapısından çıkar, istasyon parkına oturur, sigarasını yakar. Nurten bir süre kâğıt oynadıktan sonra parka, İlhan’ın yanına gider. Kendisinden niye kaçtığını sorar. İlhan, dedikodu çıkmasından çekindiğini söyler. Nurten, dedikodulara aldırmadığını, ne zaman isterse evine gelebileceğini, kendisiyle baş başa kalabileceklerini söyler. İlhan, genç kıza kaçamak cevaplar verir.

Doktor, fakülteyi bitireli on bir yıl olmuştur. Üç yıldır da Gölköy’dedir. İyi niyetli, çalışkan, yardımsever bir insandır. Kasabanın her derdine çözüm bulmaya çalışır. Doktorluğunun yanında hemen her işle ilgilenmek zorunda kalır. Evlidir, ancak karısından ayrı yaşar. Köylünün dertleriyle ilgileneyim derken kendini unutmuş, adeta onlardan biri olmuştur. Doktorluk mesleğinden de her geçen gün biraz daha uzaklaşmıştır.

Kaymakam, lojman kapısının önünde Mine’yi yalnız yakalar. Mine’ye evlenme teklifinde bulunur. Sırf kendisi için bu kasabada kaldığını söyler, Cemil’den boşanıp kendisiyle evlenmesini ister. Mine, kaymakama yüz vermez.

Perihan, İlhan ve Mine ayın doğuşunu izlemeye giderler.

İkinci Perde

Bir ay sonra İlhan, kırları tepeleri dolaşır, Mine’yi görmek umuduyla istasyon parkına gelir. Mine, onu pencereden görür, aşağı iner. İlhan, elindeki kır çiçeğini Mine’ye uzatır. On güne kadar İstanbul’a döneceğini söyler. Ofis memuru yanlarından geçer, ikisine tuhaf tuhaf bakar. Mine, İlhan’a içini döker. Cemil’le çok küçük yaşta, sevmeden evlendiğini, kocasının basit, silik bir adam olduğunu söyler. Yedi yıldır evli olduğunu, ara sıra bazı erkeklere gönlünün kayar gibi olduğunu, fakat bir şey yaşamadan hayal kırıklığına uğradığını anlatır. İçinde büyük, karanlık bir boşluk olduğunu, yalnızlık çektiğini söyler. Böylesine boğucu bir ortamda kadın olmanın, bir erkeğe bağlı yaşamak zorunda olmanın nasıl bir işkence olduğunu anlatır.

Akşamleyin istasyon şefinin evinde toplanırlar. Doktor ile kaymakam, İlhan’ın dedikodusunu yaparlar. Genç yazarla Mine’nin işi ilerlettiklerini, sık sık buluştuklarını, İlhan’ın da istasyonun tiryakileri arasına katıldığını, tüm kasabalı gibi genç kadının hastası olduğunu konuşurlar. Doktor, İlhan’a manalı bir biçimde takılır. İlhan, doktoru tersler.

Kasabanın gençlerinden Mehmet Ali ile Bahri kendi aralarında konuşurlar. Ofisçinin, İlhan ile Mine’yi parkta dudak dudağa gördüğünü söyler.

Nurten, Mine’ye o kadar peşinde koşmasına rağmen İlhan’ın kendisine yüz vermediğini, evli kadınlardan hoşlandığını söyler. İlhan’ın cesaretinin olmadığını, artık onu önemsemediğini, Servet’ten hoşlandığını söyler.

Ofisçi ile Servet konuşurlar. Ofisçi, Mine ile yazar hakkında aslı astarı olmayan şeyler söyler. Geceleri kocası uyurken genç kadının, yazarı içeri aldığını söyler. Onları bir gece yakalayıp rezil etmeyi, kocasından boşanıp ortada kalınca da Mine’nin kendilerine kalacağı gibi sapıkça hayaller kurarlar.

İlhan, kız kardeşi Perihan’la sohbet eder. Mine ile kendisi hakkında çıkan dedikodulardan ne kadar rahatsız olduğunu anlatır. Mine’nin çok farklı olduğunu, ondan çok hoşlandığını söyler. Mine’yi buradan alıp kaçırmak, bu kokuşmuş, çürümüş insanların arasından çekip uzaklara götürmek ve onunla evlenmek istediğini söyler.

Cemil ile Mine, Perihan’a misafirliklerinden dönerler. Cemil, kıskançlık krizine girer, karısını sıkıştırır. Gazeteci geçinen züppeyle arasında ne geçtiğini sorar. Mine, kasabadaki herkesin kendisine kötü gözle baktığını, sürekli olarak yemek davetlerine çağrılmalarının sebebinin kendisiyle yakınlaşabilmek için olduğunu belirtir. İlhan’ın şimdiye kadar tanıdığı herkesten farklı olduğunu söyler.

Mine, kocasından ayrı yatar. Uyuyamaz. İki saat sonra pencere kenarına gelir, dışarıyı seyreder. Aynı şekilde İlhan da o gece uyuyamamıştır. Silahını alarak dışarı çıkar, istasyona gider. Pencereden dışarı bakan Mine’ye işaret eder. Lojmanın kapısının önünde buluşurlar. İlhan, kendisini alıp buralardan kaçmak istediğini söyler. Mine, duygularına güçlükle hâkim olur. İlhan’ın kendisini sevdiğinden şüphesi yoktur, fakat bunun gelip geçici bir heves olmasından, sonradan pişmanlık duymasından korkar. İlhan’ın kendisine olan duygularının netleşmesi için şimdilik tek gitmesini, hiç değilse on – on beş gün geçmesini, bu süre zarfında duygularında değişme olmazsa, kendisiyle istediği yere gideceğini söyler.

Üçüncü Perde

Perihan, Mine’nin yanına gelir. Aradan on gün geçmiştir. Perihan, ağabeyinden mektup aldığını, birkaç güne kadar geleceğini tahmin ettiğini söyler. İki arkadaş konuşup dertleşirler; küçük yerde yaşamanın zorluklarından, çıkan dedikodulardan bahsederler. Dedikoduların çoğunu, ofisçinin çıkardığını bilirler. Mine, halansın yanına gidip hiç olmazsa bir aylığına kasabadan uzaklaşıp kafasını dinlemek ister. Perihan’la konuşurken, İlhan’ın dönmeyeceğini, kendisine duyduğu sevginin aşk değil, acıma duygusu olduğunu, kendisini çoktan unutmuş olduğunu söyler. Perihan, biraz sabretmesini, ağabeyinin bir iki güne kadar geleceğini söyler.

Bu sırada Cemil eve gelir. Perihan’ı karısının yanında görünce sinirlenir, soğuk bir tavır takınır. Kulağına çalınan dedikoduların etkisiyle kıskançlık duyguları kabardıkça kabarır. O kadının bir daha bu eve gelmeyeceğini, şayet gelecek olursa, kolundan tutup atacağını söyler. Karısını tehdit eder. Cemil, sinirli bir şekilde karısını sıkıştırmaya devam eder. Kulağına gelen dedikoduların aslı olup olmadığını sorar. Hızını alamaz, o adamla yatıp yatmadığını sorar. Bu soru, Mine’yi çileden çıkarır. Zavallı kadının artık dayanacak gücü kalmamıştır. İsyan eder. Onunla yatmadığını, fakat onu kul köle olacak kadar, uğruna ölecek kadar sevdiğini, onunla gitmek istediğini, ancak sevgisinden emin olmadığı için onunla gitmediğini kocasının yüzüne haykırır. Bu sözler istasyon şefinin suratında bir tokat gibi patlar, onu sersemletir. Son olarak Mine kocasına, Kuşadası’ndaki halasının yanına gitmek istediğini, kendisine güveneceği bir kadın bulmasını, artık dayanamadığını, çıldırmak üzere olduğunu, boşanmak istediğini söyler.

Kaymakamın kızı Nurten, kasabada kalmaktan sıkıldığı için tatilin bitmesini beklemeden ayrılmaya karar verir. Trene binmeden Mine ile bir süre konuşur. Aralarında geçen rekabetten dolayı kendisine kızgın olmadığını, genç ve güzel bir kadın olduğunu, yaşamın tadını çıkarmasını söyler. Nurten, İlhan’ın peşinden bir süre koşmuş, yüz bulamamıştır. Kasabanın gençlerinden Servet’le bir süreliğine gönül eğlendirmiştir. Bundan cesaret bulan Servet, Nurten’e evlenme teklifinde bulunmuştur. Nurten, bu cahil gencin kendisinin dengi olmadığını söyler. Kızını yollayınca kaymakam yalnız kalacaktır. Doktor, kaymakamın evinde toplanmayı önerir. Tren gelir, Nurten babasıyla, Mine’yle, doktorla vedalaşır. Cemil, karısına akşamleyin kaymakamın evine gideceğini söyler, lojmandan çıkar.

Ofisçi, istasyon şefinin ayrıldığını, Mine’nin lojmanda yalnız kaldığını görür. Servet’le konuşurken, bu gece o kadının elinden kurtulamayacağını söyler. Cesaretini toplamak için kasabaya iner, içki içer. Üç saat sonra lojmanın önüne gelir. Çakısıyla kapının kilidini kurcalamaya başlar. Sarhoş taklidi yaparak kapıya çarpar. Mine seslenir. Ofisçi, Cemil’in sesini taklit eder. Mine kapıyı açmak için aşağıya iner. Kocasının geldiğini zanneder. Kapıyı açınca karşısında ofisçiyi görür. Mine, ofisçiyi kovar. Ofisçi, zorla içeri girmeye çalışır. Mine, hızla merdivenlerden yukarı kaçar. Merdivenlerin ışığını da söndürür. Karanlıkta kalan ofisçi, sağa sola çarpar. Derken iki el çifte sesi duyulur. Ofisçi yuvarlanır, kapının eşiğinde yığılır kalır.

−  S O N  −

Yorum yaz...