Hüseyin Rahmi Gürpınar “Şık”

1

Yazan Bülent Sakça | Kategori Roman İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 18-10-2011

Şık, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ilk romanıdır. Şık romanında, alafranga yaşama özenen saf bir gencin başından geçen gülünç olaylar anlatılır.

Roman, 1888 yılında Ahmet Mithat Efendi’nin Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika edildikten sonra 1889 yılında kitap halinde basılmıştır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şık romanının önsözünde, kitabın yayımlanması sırasında yaşadığı heyecanı, hayranı olduğu usta yazar Ahmet Mithat Efendi’nin kendisinin elinden tutması sayesinde bir anda tanınmış bir yazar olduğunu çekici bir üslûpla anlatır.

“Şık’ın yazılmış yarısını büyük bir zarfa doldurarak Ahmet Mithat Efendi’ye gönderdim. Efendi merhumun eserlerini okurum. En büyük tutkunu, hayranıyım. Ama daha kendini yüzce tanımakla şeref bulmuş değilim. Ne yaradılışta ve ahlâkta bir kimsedir, onu da bilmem. Eseri gönderdikten sonra bana korkunç bir pişmanlık geldi. Hiç öyle büyük bir adama böyle çocukça, budalaca, saçma yazılar gönderilir mi? Eyvah… Ben ne yaptım?!.. 

O gece üzüntümden, utancımdan uyuyamadım. Düşündükçe utançtan terler döküyordum. Eserin iyi bir kabul göreceğine binde bir ihtimal vermiyordum.

Ertesi günü arkadaşlarımdan biri elinde bir Tercüman-ı Hakikat gazetesiyle karşıma çıkarak:

- Müjde… Eserin beğenilmiş. Ahmet Mithat Efendi Hazretleri seni matbaaya çağırıyor. (…)

Bütün aczimle Ahmet Mithat Efendi gibi o dönemin bir fikir adamının huzuruna çıkmak da bence pek önemli bir mesele idi. Bütün cesaret ve güzel söz söyleme gücümü toplamaya uğraşarak matbaaya gittim. (…)

… büyük bir yürek çarpıntısıyla Hazret’in huzuruna çıktım. Gür kaşlı, kara sakallı, iriyarı, heybetli bir adam… Beni görünce ilk sorusu şu oldu:

- Kimsin sen çocuğum?

- Şık yazarı Hüseyin Rahmi…

Ah, korktuğuma uğradım. Efendi’nin yüzünde hemen bir güvensizlik gülümsemesi belirdi. Deyim hiç aklımdan çıkmaz. Bana pek alaycı gelen bir sesle:

- Oğlum, senin ağzın daha süt kokuyor. Bu roman usta işi. Senin ne kalemin, ne güzel yazı yazmadaki yetkinliğin, ne tecrüben ve ne de görgün daha bunu yazmaya elverişli değil. Bu gerçek görünüyor. Sen böyle bir şey yazmaya özenebilirsin. Ama bu işi yalnız başına başaramazsın. Sana bir yardım eden var. Baban mıdır? Ağabeyin midir? O kimdir? Söyle…

O yazılarda bana hiçbir kimsenin bir tek kalem yardımı yoktu. (…)

Koca Ahmet Mithat Efendi’nin … suçlaması karşısında küçüldüm. Bozuldum. Hiçbir söz bulamadım. Nihayet gözlerimden dökülen iki damla, acıklı bir karşılık yerine geçti. Bu saf, içten, çocukça ağlayışım Efendi’ye dokundu. Hemen:

- Ağlama… Ağlama, inandım. Ama böyle güzel başlayan eserlerin bazen sonu başına uymayıverir. Bunu tamamla. Sonra yayımlayalım, dedi.

Bin yürek çarpıntısı, üzüntü, umutsuzluk içinde hikâyemi bitirdim. Efendi, başı kadar sonunu da beğendi…

Matbuat pazarına dökülen isimlerin o acıklı, bilinmezlik ve geçersizlik dönemi olan çetin başlangıcı görmedim. Şık, Tercüman’da tefrika edildi. Efendi’nin pohpohlarıyla birden tanındım. Yazdıklarım tutuldu.”

Şık romanı, 81 sayfalık metne sahiptir. (Şık,Özgür Yayınları, Onuncu Basım-Haziran 2002)

Roman dış yapı itibarıyla on bölümden oluşur. Yazar, her bölüme konuya uygun başlıklar vermiştir. (Beyoğlu’nda Bir Metres, Drol, Sarhoş İki Külhanbeyi, Canavar, Canavara Hücum, Zarar Ziyan Ödeme, Bir Bela Daha, Bir Şık Daha, Ahbap Belalıları, Tepebaşı Bahçesi)

Şık Romanının Konusu

Şık romanında, Batı’nın sadece giyim kuşamını ve eğlencesini taklit etmekle Batılı olunacağını zanneden, alafranga yaşama hayranlık duyarken kendi toplumuna yabancılaşan, aptallık derecesinde saf olan bir gencin Batılı görünmek hevesi yüzünden düştüğü gülünç durumlar anlatılır.

Şık romanındaki en belirgin tema yanlış Batılılaşmadır. Romanın baş kahramanı Şöhret Bey, nam-ı diğer “Şık”, alafranga görünmek sevdasıyla kendini gülünç durumlara düşürür. Kendisine soyluluk katacağını düşündüğü için adının başına “Şatırzade” unvanını katar. Süse püse düşkün, kadınlar gibi yüzüne pudralar sürer, modayı takip eder.

“İşte bizim Şatırzade böyle korsalı, pudralı şıklardandır. Fakat varlık bakımından öyle ünlü terzilerin dükkânlarına yanaşacak durumda olmadığı için sokak içlerinde, tenha yerlerde çalışan sünepe terzilerin başına bela olur…

Örneğin bu yıl dar elbise giymek moda değil mi? Bizim Şatırzade kostümü o kadar darlaştırır ki, öteki şıklarınki gerçekten onun kostümünün yanında bol kalır. Yakalıkların enlileştiğini görünce, ertesi gün kulaklarının uçlarına değecek kadar enli bir yakalık diktirip takar. İşte her süsü böyle benzetme veya benzetmeyi de aşırarak moda olan şey her ne ise onun pek aşırısını yaparak âleme gülünç olur.” (s.28)

Beyoğlu eğlencelerinde tanıştığı Madam Potiş’le gönül eğlendirmek için para gerekir. Çok düşük bir maaşla çalıştığı ve kazancını artıracak beceriden yoksun olduğu için annesinin elmas küpelerini çalarak gönül macerasını sürdürür. Fransız asıllı bir hayat kadını olan Madam Potiş ile Şöhret Bey arasında, sevgi ve aşkın olmadığı paraya dayalı bir ilişki vardır. Yabancı bir kadını koluna takıp eğlence yerlerinde dolaşmak, Şık Bey’imiz için önemli bir Batılaşma göstergesidir. Madam Potiş’in ağzından, Avrupalıların yanlarında mutlaka bir köpekle gezintiye çıktıklarını duyunca, bir daha köpeksiz dolaşmaz. Madam Potiş, başına kırmızı başlık geçirdiği bir sokak köpeğini, çok değerli bir köpek olarak tanıtır. Beyoğlu’ndaki bir birahanede yabancılar, Şöhret’in saflığından ve alafranga özentisinden faydalanarak onunla dalga geçerler. Şöhret’in hemen her konudaki cahilliği herkesçe bilinir. Yabancılar, Mösyö Kanber adındaki yazarın Batı’da çok popüler olduğunu, herkesin bu yazara hayran kaldığını söylerler. Aslında bu, eğlence olsun diye söylenmiş uydurma bir addır. Şöhret Bey, kendisiyle dalga geçildiğinin farkında değildir. Yine bu yabancı gençler, Batılı bilim adamlarının şu sıralar “sülük” konusuyla ilgilendiklerini, sülüğün kansızlığa çare olacağını söylerler. Şöhret Bey, sağdan soldan duyduğu gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmayan safsataları, arkadaş meclislerinde, tanınmış bir edebiyatçı yahut bir bilim adamı edasıyla satmaya kalkışır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Tanzimat’la birlikte toplumda türeyen, Batı’nın ilmini, edebiyatını, felsefesini değil de sadece giyim kuşamını, modasını ve eğlencesini taklit etmekle Batılılaştığını zanneden alafranga züppe tipini eleştirir. Okuyucu “Şık” romanını okurken, kendisini tiyatro salonunda Molière’in komedilerinden birini seyrediyormuş hissine kapılıyor.

“Tanzimat ile birlikte ortaya çıkan Batılılaşma çabası Türk toplumunun hayat tarzı ve değer kavramlarında köklü değişiklikler meydana getirmiştir. Toplumun Tanzimat ile değişen hayat tarzının önemli göstergelerinden biri de dış görünüştür. Batılı görünmek isteyen orta ve üst sosyal kesim, Avrupa modasını takip edebilmek için büyük bir gayret sarf eder. Ancak Batı kültürünü gereğince algılayamamış tipler, Avrupaî görünüş tarzını taklit ederek Batılılaştıklarını sanırlar. Romanları aracılığıyla Türk toplumunu eğitmeyi amaçlayan yazarlar ise romanlarında kurguladıkları olaylar ve yarattıkları karakterler aracılığıyla bu konuda da halka yol gösterici olmaya çalışırlar.” (Yrd. Doç. Dr. Ayşe Melda ÜNER, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanlarında “Şık” Delikanlılar)

Romanda göze çarpan diğer bir tema ahlâkî yozlaşmadır. Şöhret Bey, sevgilisinin bir hayat kadını olmasında hiçbir sakınca görmez. Onun için önemli olan, Fransız bir bayanı koluna takıp eğlence yerlerinde caka satmaktır. Parası bitince, Madam Potiş’ten bir süre ayrılmak zorunda kalır. Kazandığı para, Madam Potiş gibi bir kadınla gönül eğlendirmesi için yeterli gelmez. Sevgilisine yeniden kavuşmak uğruna annesinin elmas küpelerini çalıp satar. Batılı görünme sevdası, Şöhret Bey’e hırsızlık gibi yüz kızartıcı, adî bir suçu işletir.

Romanda olumlu bir tip olarak gösterilen Maşuk Bey, arkadaş grubunu kız arkadaşıyla tanıştırmak için evine davet eder. Konyak almak için dışarı çıktığında, sokakta yalnız başına kalan Şöhret Bey’i de evine davet eder. Maşuk Bey’in evindeki konuklardan Raik Bey, kişilik yönünden Şık’a benzer. Şöhret Bey, sağdan soldan edindiği uyduruk, saçma sapan bilgilerle millete hava atmaya kalkar. Cahilliğini süslü püslü laflarla gizlemeye çalışır. İçtikleri konyağın etkisiyle Şöhret Bey ile Raik Bey, sohbetin tadını kaçırırlar, bayağılaştıkça bayağılaşırlar. Maşuk Bey’in kız arkadaşı Adel’i utandırırlar. İçten içe de Adel’e karşı çirkin şeyler düşünürler. Şöhret Bey bir ara tuvalet ihtiyacı için dışarı çıktığında, yaşlı bir kadına asılır. İlk anda yüz vermeyen yaşlı kadın, geceleyin Şöhret Bey’in kaldığı odaya gelir. Şöhret Bey, Maşuk Bey’in arkadaşlarının paralarını ve değerli eşyalarını çalar. Çünkü sevgilisi Madam Potiş’le görüşebilmesi, modaya uygun giyinebilmesi için kendisine para gerekmektedir.

Madam Potiş, âşığının alafranga düşkünlüğünden ve saflığından kendisine çıkar sağlar. Âşıklarını Baba Perdriks’in lokantasına götürür, iyice sarhoş olan âşıklarına bolca para harcatır. Baba Perdriks, Madam Potiş’e belli oranda pay verir. Madam Potiş’in belalılarından Hristo da bu kadroya dahil olur. Dans hocası kılığına bürünerek Şöhret Bey’den para koparmaya çalışır.

Yazar bu romanında, Batılılaşma sevdasına kapılan gençlerin ahlâkî yönden nasıl yozlaştıklarını çarpıcı bir biçimde yansıtır. Batılılaşmayı layıkıyla idrak edemeyen gençlerin sonu, tam anlamıyla bir hüsrandır. Nitekim Şöhret Bey, romanın sonunda hırsızlık suçundan hapsi boylar.

Romanda işlenen diğer bir tema aşktır. Romanda olumlu bir tip olarak gösterilen Maşuk Bey ile Matmazel Adel arasında yaşanır bu aşk. Maşuk Bey, gömlek diktirmek için girip çıktığı terzide Matmazel Adel’i görür ve kalbini bu güzel kıza kaptırır. Adel, yıllar önce hem annesini hem de babasını kaybetmiş, kötü yola sapmaktansa namusuyla çalışarak geçimini çıkarma yolunu seçmiştir. Maşuk Bey, Adel’in sevip âşık olduğu ilk erkektir. Her ikisi de utangaç olduğu için uzunca bir süre birbirlerine gönüllerini açamamışlardır. Nihayet bir yılbaşında Maşuk Bey, kız arkadaşına hediye olarak güzel bir dikiş çekmecesi verir. Matmazel Adel, çekmecenin kapağını açınca “yadigar-ı muhabbet” sözünü görür. Her ikisinin de kalbini tatlı bir heyecan kaplar. Daha sık buluşmaya başlarlar. Maşuk Bey, Adel’in kaldığı evde bir oda kiralar. Ev halkına sezdirmeden buluşurlar. Maşuk Bey, sevgilisiyle daha rahat görüşebilmek için güzel bir daire kiralar. Maşuk Bey ile Matmazel Adel, birbirlerine en içten, en saf duygularla bağlıdırlar. Yazar, Şöhret Bey ile Madam Potiş’in en küçük bir aşk ve sevgi kırıntısının olmadığı, paraya dayalı ilişkilerini eleştirir, bunun yanında Maşuk Bey ile Matmazel Adel arasındaki tertemiz duygularla örülmüş, sevgi ve saygıya dayalı ilişkiyi yüceltir.

Şöhret Bey ile Madam Potiş arasında, gerçek anlamda bir aşk yoktur. Madam Potiş, çekici bir kadın değildir, aksine uzun boylu, şişman, çilli, çirkin bir kadındır. Otuz beşini geçmiş bir hayat kadınıdır. Şöhret Bey’in saflığından, ahmaklığından faydalanır, onu avucunun içinde oynatır. Madam Potiş için Şöhret Bey, yolunacak bir kazdır. Şöhret Bey’in gözünde Madam Potiş’i değerli kılan şey ise, Madam Potiş’in Fransız asıllı olması, Fransızcayı gayet düzgün konuşmasıdır. Yabancı bir kadını koluna takıp eğlence yerlerinde dolaşmak, Şöhret Bey için büyük bir şereftir.

Şık Romanının Kişileri

Şöhret Bey: Romanın baş kahramanıdır. Alafranga yaşam özentisi, tüm benliğini kaplamış, adeta hastalıklı bir tutku halini almıştır. “Şık” namıyla tanınan Şöhret Bey için Batılı görünmek, her şeyin üstünde bir öneme sahiptir. Bu uğurda tüm olanakları seferber eder. Soylu ve zengin bir aileden gelmediği, yüksek maaşlı bir işi olmadığı için hayalini kurduğu alafranga yaşamı sürmesi çok zordur.

Şık, soylu ve zengin bir aileden geldiğini göstermek amacıyla adının başına “Şatırzade” unvanını koyar. Gerçekte bu unvanın Şöhret Bey’in ailesiyle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Süsüne düşkündür; kadınlar gibi korse takar, pudra sürer. Modayı da yakından takip eder, tabi ki abartılı bir biçimde. “Örneğin bu yıl dar elbise giymek moda değil mi? Bizim Şatırzade kostümü o kadar darlaştırır ki, öteki şıklarınki gerçekten onun kostümünün yanında bol kalır. Yakalıkların enlileştiğini görünce, ertesi gün kulaklarının uçlarına değecek kadar enli bir yakalık diktirip takar. İşte her süsü böyle benzetme veya benzetmeyi de aşırarak moda olan şey her ne ise onun pek aşırısını yaparak âleme gülünç olur.” (s.28)

Batı hayranlığı, Şöhret Bey’in özel yaşamına da damgasını vurur. Sırf Fransız asıllı olduğu ve Fransızcayı gayet düzgün konuştuğu için, otuz beşini geçmiş, şişman, çirkin bir hayat kadınıyla ilişki yaşar. Madam Potiş, Şık’ın saflığından faydalanır, suyuna göre gidip parasını sömürür. Parası bittiğinde, Madam Potiş’le görüşemez. Düşkün bir kadınla keyfince eğlenebilmek için önce annesinin elmas küpelerini, daha sonra da arkadaşlarının paralarını ve değerli eşyalarını çalar. Alafranga yaşamını sürdürebilmek adına her türlü çirkinliği, ahlâksızlığı yapar.

Şöhret Bey, fiziksel yönden çok çirkin biridir; ancak dünyada kendisi kadar yakışıklı birinin olmadığını savunur. “Efendim, Şık’ımda renk esmer; yüz, insanların orangutan soyundan azman olduğunu iddia eden bazı bilim ve fikir adamlarının sözlerini kabul ettirecek derecede kaba ve uzun. Alt çene ileriye doğru çıkık. Kara kaşların her biri ikişer parmak enliliğinde. Burun Fransızların aquilin dedikleri biçimde, yani gaga gibi. Ufacık siyah gözler pek çukurda. Boy sırık, endam zayıf. Yaş aşağı yukarı yirmi beş – yirmi altı kadar.” (s.29-30)

Şöhret Bey’in sanatla, edebiyatla, felsefeyle, bilimle en ufak bir ilgisi yoktur; ne Türk edebiyatından ne de Batı edebiyatından tek bir eser okumuştur. Son derece cahil bir insandır. Bilgisizliğini kabullenmez, sağdan soldan duyduğu saçma sapan şeyleri, çok önemli bilgilermiş gibi yutturmaya çalışır. Aydın görünmeye çalışan bir cahildir.

Madam Potiş: Şöhret Bey’in Beyoğlu eğlencelerinde tanıştığı Fransız asıllı bir hayat kadınıdır. Şöhret Bey gibi alafranga yaşamaya özenen züppelerin parasını yiyerek hayatını kazanır. Madam Potiş ile Şöhret Bey arasındaki ilişki, aşk ve sevginin olmadığı, paraya dayalı bir ilişkidir.

“Şatırzade’nin metresi Madam Potiş piyasa aşiftelerinin en bayağılarındandır. Madam Potiş, kötü halce vardığı taşkınlıktan dolayı bugünkü uygar âlemin düşkün kadınlara sığınak olarak açık bıraktığı genelevlerin pek çoklarından bile kovulmuştur.

Bu derece aşağılık bir geçime alışmış bulunan kadınlar ne kadar sıkıntı ve yokluk çekseler, yine rezilce sanatları dışında namuslu bir iş tutma gücünü gösteremezler. Madam Potiş, avladığı Şöhret Bey gibi müşterilerden boş kaldıkça bazı geceler aç yatmak zorunluluğuna kadar düşerdi. (…)

Bu nazlım, gayet uzun boylu, şişman, çilli ve kırmız yüzlü, endamca çirkin, tatsız tuzsuz, otuz beşini geçkin bir kadındır. Aslında Fransız olduğu için anadilini çok düzgün ve o mlletin kadınlarına özgü hoş bir ağızla söylediğinden o konuştukça Şöhret hayran olup kalırdı.” (s.31-32)

Madam Potiş zeki ve kurnaz bir kadındır. Şöhret Bey’in alafranga yaşama olan düşkünlüğünü ve aptallık derecesindeki saflığını fark edince, suyuna göre giderek onu adeta bir kaz gibi yolar. Karşısındaki insanın zaaflarından çok ustaca faydalanır. Şöhret Bey’i, anlaşmalı olduğu, kârdan belli bir hisse aldığı lokantaya götürür. Sarhoş olan âşıklarına fazlaca para harcatır. Sokak köpeğini, değerli bir cins köpek olarak tanıtır, Şık’ı kandırır. Eski bir belalısı olan Hristo ile plan yaparlar. Hristo, dans hocası kılığına girerek Şık’tan para koparır.

Madam Potiş, Şöhret Bey için Batılı görünmenin olmazsa olmaz bir parçasıdır. Şöhret Bey’in hırsızlık yapmasının, gülünç durumlara düşmesinin sebebidir.

Baba Perdriks: Madam Potiş’in alafranga düşkünü züppe âşıklarını soyup soğana çevirmek için götürdüğü, Beyoğlu’ndaki lokantanın sahibidir. Lokantada, çiftlerin baş başa kalıp gönüllerince eğlenebilmeleri için özel bölümler vardır. Madam Potiş, Şöhret Bey’i bu lokantaya götürür. Yanlarında götürdükleri köpek, lokantanın altını üstüne getirir. Baba Perdriks, kurnaz bir adamdır. Köpeğin yol açtığı zararı, ne yapıp eder, Şöhret Bey’den tahsil eder.

Hristo (Mösyö Tirel): Madam Potiş’in eski bir belalısıdır. Madam Potiş’in, Şöhret Bey gibi bir budalayı tek başına sömürmesine gönlü razı olmaz, kendisi de pay almak ister. Bu konuda Madam Potiş’e baskı yaparak istediğini elde eder. Mösyö Mirel adında usta bir dans hocası kılığına girerek Şık’tan para koparır.  Mösyö Tirel, kafasından uydurduğu yapılması çok zor olan hareketleri, Paris’in kibar salonlarında oynanan bir dans türü olarak gösterir. Şöhret Bey, dans figürlerini, alafrangalığın bir gereği olarak gördüğü için olanca gayretiyle yapmaya çalışır.

Maşuk Bey: Romanda yazar tarafından eleştirilen, olumsuz yönleriyle öne çıkan Şöhret Bey’e karşılık olarak sunulan, olumlu tavırları ve nitelikleriyle örnek gösterilen kişidir. Maşuk Bey, halasının yanına gidip gelirken Şöhret Bey’le arkadaş olmuştur. Onun alafranga görünme tutkusunu ve saflığını anlayınca, arkadaşına birtakım öğütler vermeye çalışmış, ancak sözünü dinletememiştir.

Maşuk Bey zeki, çalışkan, bilgili bir kişidir. Gayet yüksek bir maaşla çalışır. Kıvrak zekası sayesinde ek işler yaparak aylığı kadar daha para kazanır. Özel yaşantısında da seçici davranır. Şöhret Bey gibi değildir. Çok sayıda erkekle düşüp kalkan, sadece parası için yüzüne gülen kadınlara değer vermez. Matmazel Adel adında, terzide çalışan, yabancı bir kıza gönlünü kaptırmıştır.

Matmazel Adel: Maşuk Bey’in sevgilisidir. Fransız bir anneyle İtalyan bir babanın kızıdır. Matmazel Adel, anne ve babasını yıllar önce kaybetmiştir; hem öksüz hem de yetim bir kızdır. Madam Potiş gibi kötü yollardan değil, namusuyla çalışarak hayatını kazanma yolunu seçmiştir. Bir terzide haftalıkla çalışmaktadır. Gömlek diktirmek için dükkâna gelen Maşuk Bey’e âşık olur. Maşuk Bey, Matmazel Adel’in sevdiği ilk erkektir. Yazar olumsuz yönleriyle öne çıkardığı Madam Potiş’in karşısına, namuslu, utangaç, sevdiği erkeğe içten duygularla bağlı bir kadın olarak Matmazel Adel’i çıkarır.

Şık Romanının Özeti

Beyoğlu’nda Bir Metres  (1)

Şöhret Bey, alafranga yaşama saplantılı bir şekilde özenen, modaya meraklı, süsüne püsüne düşkün, aptal denecek kadar saf, yirmi beş-yirmi altı yaşlarında yoksul bir gençtir. Çirkin biri olmasına karşın, kendisini çok güzel bulur. Esmer, kalın kaşları ve gaga gibi burnu olan, uzun çeneli, uzun boylu, zayıf bir gençtir. Yüz elli altı buçuk kuruş gibi çok düşük bir maaşla çalışmaktadır. Kazandığı bu parayla hayalini kurduğu alafranga yaşamı sürmesi pek mümkün olmaz. Ünlü terzilere parası yetmediği için sokak içlerinde tenha yerlerde çalışan sünepe terzilerin başına bela olur. Terzisinin diktiği kıyafetleri bir türlü beğenmez, zavallı terzilere söylemediğini bırakmaz. Modayı aşırıya kaçarak takip ettiği için kendisini herkese güldürür.

Şöhret Bey, birkaç ay önce Beyoğlu eğlencelerinde Madam Potiş adında bir hayat kadınıyla tanışmış, muhabbeti koyulaştırmıştır. Madam Potiş uzun boylu, şişman, çilli, otuz beşini geçkin, çirkin bir kadındır. Şöhret Bey’in Batılı yaşama özenen zavallı bir ahmak olduğunu anlayınca, onun gönlüne göre davranıp ona her istediğini yaptırır. Fransız asıllı olan Madam Potiş, Fransızcayı gayet düzgün konuştuğu için Şöhret Bey ona hayranlık duyar. Şatırzade Şöhret Bey ile Madam Potiş arasındaki ilişki, paraya dayalıdır. Şöhret Bey, sevgilisi Madam Potiş’in kaldığı eve yirmi gün kadar gidip gelmiş, gönlünce eğlenmiştir; ancak cebindeki beş-on lira tükenince bu tatlı yaşama veda etmek zorunda kalmıştır.

Kalbinde derin bir iz bırakan Madam Potiş’in ayrılığına uzun süre dayanamayan Şöhret Bey, para bulmak için türlü çareler düşünür, fakat sonuç alamaz. Sonunda annesinin evde olmadığı bir günde, kadının elmas küpelerini çalar, bin liraya satar. Bir buçuk aylık bir ayrılıktan sonra büyük bir özlemle Madam Potiş’in yanına koşar. Madam Potiş, âşığını göstermelik bir sevgiyle karşılar. Ayrı geçen bir buçuk ayın acısını çıkarmak için akşamleyin Beyoğlu’nda eğlenmeye karar verirler. Şöhret Bey, yanlarında süslü ve zarif bir köpeğin olmamasının çok büyük bir eksiklik olduğunu söyler. Şöhret’in Batılı görünmeye düşkün bir ahmak olduğunu iyi bilen Madam Potiş, genç âşığının suyuna gider, güzel bir köpek bulacağını söyler.

Drol  (2)

Madam Potiş, Şöhret gibi Batı hayranı bir gence, Avrupa’da sokağa köpeksiz çıkmanın ayıp sayıldığını bir kere ağzından kaçırmış bulunur. Arkadaşlarını dolanır, fakat âşığını etkileyecek kalitede bir ödünç köpek bulamaz. Bazı akşamlar ekmek verdiği bir sokak köpeği aklına gelir. Bir komşusuna, köpek için bir kıyafet diktirir. Madam Potiş, bu sokak köpeğini, Şöhret’e, soyu tükenmekte olan Karlin cinsi, pek değerli bir köpek olarak tanıtır. Bu köpeğin sadece Balear adalarında bulunan, yüz-yüz elli lira değerinde olan bir köpek olarak tanıtır. Şöhret Bey, sevgilisinin palavralarına inanır; böylesine eşsiz bir köpekle akşamleyin sokağa çıkıp etrafa çalım satmayı düşünür.

Madam Potiş ile Şöhret Bey aynanın karşısında süslenirler. Her ikisi de akıllarınca çok güzel olduklarını düşünürler. Gerçekte çok komik ve çirkin bir hale dönüştürürler kendilerini. Madam Potiş’in komşusu, al bir başlıkla süslediği sokak köpeğini getirir. Küçük, zayıf, kara bir köpek… Köpeğin adı “garip, çapkın, aşağılık adam” anlamına gelen “Drol”dur.

Sarhoş İki Külhanbeyi  (3)

Akşamleyin, Şatırzade Şöhret Bey ile Madam Potiş kol kola sokağa çıkarlar, yanlarında al başlıklı Drol da yürümektedir. Mahalle sınırına yaklaşınca Drol, diğer mahallenin köpekleri tarafından dişlenmekten korktuğu için yürümek istemez. O sırada yoldan geçmekte olan iki Ermeni kabadayı, bu köpek üzerine bahse tutuşur. Biri “tazı” olduğunu, diğeri ise “sokak köpeği” olduğunu iddia eder. Tartışma büyür, seyirciler çoğalır. Madam Potiş, bu işin sonunun rezalete varacağını kestirdiği için Şöhret Bey’in bastonuyla köpeğin arkasına şiddetli bir biçimde vurur. Zavallı hayvan, bastonun acısıyla yürümeye başlar. Kalabalık da peşlerine takılır.

Mahalle sınırını biraz geçince, sokak köpekleri, kılık değiştiren arkadaşlarını tanımakta güçlük çekmez. Sokak köpekleri, Drol’a saldırmaya başlar. İki Ermeni kabadayının tartışması gittikçe alevlenir, kavgaya tutuşurlar. Polisler gelir. Bu sırada Şöhret Bey, bastonuyla Drol’u sokak köpeklerinin saldırısından korumaya çalışır. Boş bir faytona can havliyle binerler. İki kabadayının kavgasından, meraklı kalabalıktan ve azgın köpeklerden kurtulurlar. Drol da canını kurtarmış olmanın sevinciyle havlayarak sokak köpeklerine karşı zaferini ilan eder.

Canavar  (4)

Şöhret Bey ile Madam Potiş, Baba Perdriks adında bir Fransızın işlettiği lüks bir lokantaya gelirler. Madam Potiş, Şöhret Bey gibi soyulmaya elverişli saf âşıklarını hep bu lokantaya getirir, sarhoş olan âşıklarına fazlaca para harcatır. Baba Perdriks, Madam Potiş’in payını ayırır.

Baba Perdriks’in lokantası bir hayli kalabalıktır. Madam Potiş ile Şöhret Bey baş başa kalmak için kendilerine özel ayrılan bölüme geçerler. Rakının etkisiyle kendilerinden geçerler. Kendilerine meze ve içki getiren garsonlardan çekinmeden öpüşmeye başlarlar.

Bu arada, lokantaya girdiği andan itibaren yemeklerin kokusuyla adeta gözleri parlayan Drol, vakit geçirmeden kokunun kaynağına gider. Garsonların masalara servis edecekleri yemekleri murdar eder. Garsonlar iş yoğunluğundan tabakların ne durumda olduğunu fark edemezler. Bir süre sonra müşterilerin bulunduğu masalardan şikâyet sesleri yükselmeye başlar. Yemeklerin artık olduğundan, sütlerin çorba gibi karıştırılmış olduğundan, kompostoda çamur bulunduğundan şikâyet ederler. Lokantanın sahibi Baba Perdriks, müşterilerine karşı mahcup olur, ne diyeceğini bilemez.

Yemeklerin pişirildiği yerden büyük bir gürültüyle beraber Rum Aşçı Todori’nin yardım çığlıkları duyulur. İçeride bir canavar olduğunu duyan Baba Perdriks ve garsonların korkularından renkleri atar. İçeri girip arkadaşları Todori’yi kurtarmaya cesaret edemezler. Baba Perdriks, müşterilerin bulunduğu salona koşar, aşçısının bir canavarın pençesinde can vermek üzere olduğunu, zavallı adamı kurtarmak için cesur bir adama ihtiyacı olduğunu söyler. Canavar sözünü işiten müşteriler, güçlü bir çığlık atarlar.

Canavara Hücum  (5)

Baba Perdriks’in zavallı aşçının durumuyla ilgili söylediği sözlerden etkilenen Mösyö Edmon, silahını çekerek aşçıyı kurtarmaya gider. İçtiği şarabın tesiriyle böylesi bir cesaret gösterisine kalkışan Mösyö Edmon, aşçının bulunduğu yere yaklaşınca korkudan titremeye başlar. Kendisini meraklı gözlerle takip eden insanlar tarafından korkak damgası yemeyi de göze alamaz.

Bir süre sonra Aşçı Todori, elinde kocaman bir sopayla Drol’un peşinde dışarı çıkar. Kahraman Edmon, vücuduna yapışan titremenin şiddetiyle elinde tuttuğu tabancasını farkında olmayarak ateşler. Salonun ortasındaki lamba, şangır şungur aşağıya iner. Lokanta bir anda karanlığa gömülür. İnsanlar çığlık atarak telaşla kapıya yönelirler. Canlarını kurtarma telaşıyla birbirlerini çiğnerler.

Zarar Ziyan Ödeme  (6)

Lokantada yaşanan kargaşa, mahalle halkını da meraklandırır. Büyük bir kalabalık lokantanın önüne toplanır. Söylentiler abartılı bir hal alır. Baba Perdriks’in mutfağında, başı kırmızı, vücudu kara, kocaman bir canavarın, önce aşçıyı, sonra salondaki müşterilerden birkaçını feci şekilde yaraladığı söylenir.

Özel odalarında muhabbete dalan Şöhret Bey ile Madam Potiş, çıkan şamata üzerine dışarı çıkarlar. Şöhret Bey, çok değerli köpeği Drol’u, aşçının sopaları yüzünden yara bere içinde, can çekişir bir halde görünce deliye döner. Hemen Aşçı Todori’nin gırtlağına yapışır. Bu sırada Hristo adında bir adam, Madam Potiş’i kolundan sürükleyerek zorla oradan uzaklaştırır. Güçlü kuvvetli bir adam olan Aşçı Todori, Şöhret Bey’i adamakıllı pataklar. Şöhret Bey’in yüzü gözü şişer, üstü başı perişan olur. Haline bakmaz, köpeğinin yanına koşar. Sevgilisi Madam Potiş’in gelip kendisini bu güç durumdan kurtarmasını bekler. Fakat Madam Potiş ortalıkta görünmez.

Baba Perdriks, yanına polisleri alarak Şöhret Bey’in karşısına dikilir. Lokantasındaki zararı ödemesini ister. Polisle uğraşmak istemeyen Şöhret Bey, cebindeki on lirayı lokanta sahibine verir. Köpeği Drol’la birlikte oradan ayrılır.

Bir Bela Daha  (7)

Şöhret Bey, Madam Potiş’in evine gider. Kapının tokmağına birkaç kez vurur. Yaşlı bir kadın, madamın evde olmadığını, kim geceliğine daha fazla para verdiyse onun koynunda olacağını söyler. Şöhret Bey bir süre sokakta dolaştıktan sonra yeniden gelir. Yaşlı kadın, gecenin bir vakti kapısına dayanıp başına musallat olan adama gereken cezayı verir. Şöhret Bey’in tepesinden aşağıya bir çuval kömür tozunu boşaltır. Kömür tozuyla baştan ayağa karalara boyanan Şöhret Bey, gece vakti sokak ortasında kalakalır. Bir meyhanenin önünde arkadaşı Maşuk Bey’e rastlar. Maşuk Bey, Şöhret Bey’i evine davet eder.

Bir Şık Daha  (8)

Maşuk Bey, bir halası Şöhret Bey’in mahallesinde oturduğu için kendisiyle tanışmış, arkadaş olmuştur. Maşuk Bey, dolgun bir maaşla çalışan, zeki, olgun, kibar bir gençtir. Şöhret Bey’i tanıdıktan sonra ona, adam olması yolunda akıl vermeye çalışmış, ancak sözünü dinletememiştir.

Maşuk Bey’in bir terzide çalışan, Matmazel Adel adında sevgilisi vardır. Sevdiği kızla daha rahat görüşebilmek için bir ev kiralamıştır. O gece de, sevdiği kadını tanıştırmak için ilk kez arkadaşlarını evine davet etmiştir. Konyak almak için dışarı çıktığında da arkadaşı Şöhret Bey’e rastlamış, gecenin bir vakti arkadaşının sokak ortasında yalnız başına kalmasına gönlü razı olmamış, onu evine davet etmiştir.

Maşuk Bey’in evindeki konuklar üç kişidir. Razi Efendi, kırk yaşlarında, okumayı seven bir adamdır. Selami Efendi, otuz yaşlarında, her şeye heves eden, fakat iki günde usanan biridir. Üçüncü konuk Raik Bey ise, kişilik yönünden Şöhret Bey’in kopyasıdır. Cahil, kendisini şık bulan biridir. Evde aynanın karşısından ayrılmaz, sokakta da parlak dükkân camları Raik Bey’in aynalarıdır.

Ahbap Belalıları  (9)

Maşuk Bey, evdeki konuklarına arkadaşı Şöhret Bey’i alaylı bir ifadeyle tanıştırır. Şöhret Bey, yüzünü çeşmede yıkamış, ancak kömür tozu iyice çıkmamıştır. Açık renkteki kıyafeti de kurşunî bir renk almıştır. Evdekiler, kılığına ve davranışlarına bakarak Şöhret Bey’in, kendileri için bir eğlence kaynağı olacağını düşünürler. Şöhret Bey, olanca saflığıyla başından geçenleri anlatır. İçtiği konyağın etkisiyle çenesi açıldıkça açılır, kimseye konuşma fırsatı vermez. Konuştukça madara olur, cahilliği, saflığı, ahmaklığı su yüzüne çıkar.

Konuklardan Raik Bey, kişilik yönünden kendisine benzettiği Şöhret Bey’in modaya uygun kıyafetlerinden ve modaya uygun alafranga kıyafetlerinden çok etkilenir, ona karşı derin bir hayranlık duyar. Razi Efendi, Şöhret Bey’e akıl vermeye çalışır. Batı hayranı gençlerin Türkçe konuşmaları arasına birkaç yabancı sözcük katınca kendilerini bir şey zannettiklerini söyler. Şöhret Bey’in sıkıştığını gören Raik Bey, savunmaya geçer. Türkçenin birçok şeyi anlatmada yetersiz kaldığını ileri sürer. Millî duyguları kabaran Selami Bey, tartışmaya dahil olur. Üç beş tane Fransızca sözcük öğrenmekle kendisini Batılı zanneden züppelerin Türkçeyi hor görmelerine çok kızar. Öyle tırnak uzatmakla, Türkçeyi karalamakla, ayıplanacak şeyleri taklit etmekle Batılı olunmayacağını söyler. Bu sırada Şöhret Bey’in köpeği Drol, çişini yapar. Maşuk Bey, hizmetine bakan komşu kadını çağırarak odayı temizletir.

Bir süre sonra, Maşuk Bey’in sevgilisi Adel gelir. Şık elbisesi ve güzelliğiyle evdeki herkesi büyüler. Raik Bey, genç kadını görünce adeta çarpılır. Aynı şekilde Adel’in de kendisinden hoşlandığı kuruntusuna kapılır. Genç kadına iltifatlar yağdırır. Raik Bey’in sözleri, genç kadını utandırır. Adel, geldiğine geleceğine bin pişman olur. Maşuk Bey, konuyu değiştirip sevgilisini rahatlatmak için sözü, Batılı şair ve yazarlara, bilim adamlarına getirir. Şöhret Bey, konuşmaya başlar, yalan yanlış atıp tutar. Uyduruk isimleri, Batı’nın en önemli yazarlarıymış gibi tanıtmaya kalkışır. Konuştukça cahilliği tescillenir.

İçilen konyakların sayısı artınca, Raik Bey ile Şöhret Bey’in Adel hakkındaki konuşma ve davranışları bayağılaşır. Maşuk Bey, tatsızlık çıkmasın diye, yatma zamanının geldiğini belirtir. Kendi dairesine bitişik başka bir dairede, dört kişilik bir oda açtırır.

Razi Efendi ile Selami Bey hemen uykuya dalarlar, ancak Şöhret Bey ile Raik Bey’in gözlerine uyku girmez. Raik Bey, Adel’in kendi kollarında olduğunu hayal eder. Şöhret Bey, yatmadan önce tuvalet ihtiyacı için çıktığında, karanlıkta tam olarak görmediği yaşlı bir kadına asılmış, fakat yaşlı kadın kendisine yüz vermemiştir. Yaşlı kadın, kendisine iştahla kur yapan genci geri çevirdiği için pişman olur ve bir süre sonra odaya gelir. Raik Bey, içeriye giren kadının Adel olduğunu zanneder. Karanlık nedeniyle yanlışlıkla Şöhret Bey’in kollarına gittiğini düşünür. Şöhret Bey ile yaşlı kadın öpüşmeye başlar. Bu duruma daha fazla dayanamayan Raik Bey, saldırıya geçer. Büyük bir gürültü kopar. Otelin diğer dairelerinde kalanlar da ne olduğunu merak edip gelirler. Odanın ortasında, yaşlı kadını, bir yandan Şöhret Bey, diğer yandan Raik Bey çekiştirirler. Kadının üstü başı parçalanır. Bu sırada Drol da kavga edenlerin etrafında dolanarak rastladığını dişler. Zavallı Maşuk Bey, ortamı sakinleştirmek için elinden geleni yapar.

Drol, yaşadığı heyecan yüzünden ulumaya başlar. Maşuk Bey, köpeği dışarı çıkarmak ister, Fakat Şöhret Bey buna izin vermez. Köpeğin ulumasından rahatsız olan konuklar, sabaha karşı Şöhret Bey’i köpeğiyle birlikte sokağa atarlar.

Ertesi gün geç saatte uyanan konuklar, bazı değerli eşyalarının çalındığını fark ederler. Razi Efendi’nin gümüş tabakası ile bir miktar parası, Selami Bey’in para çantası, Raik Bey’in de altın saat kordonu ile gümüş bastonu çalınmıştır.

Tepebaşı Bahçesi  (10)

Olaydan bir gün sonra akşam vakti, Maşuk Bey ve arkadaşları Tepebaşı Bahçesi’nde oturmaktadır. Paralarını ve değerli eşyalarını çaldırdıkları için her zamanki neşeleri yoktur. Maşuk Bey, evindeki kiracıların namuslu kişiler olduğunu, şimdiye kadar böyle bir hırsızlık olayının yaşanmadığını söyler. Hırsızın kim olduğu konusunda kafa patlatırlar. Bütün deliller Şöhret Bey’i işaret etmektedir.

Bu sırada üç kişinin bahçeye girdiği görülür: Şöhret Bey, Madam Potiş, Dans Hocası Mösyö Tirel. Şöhret Bey’in aşırıya kaçan şıklığı, şüphelerin iyiden iyiye onun üzerinde toplanmasına neden olur.

Bir saat kadar sonra, şiddetli bir kadın çığlığı duyulur, hemen arkasından bir tabanca patlar. Bahçede eğlenen insanlar, paniğe kapılarak telaşla kaçışmaya başlarlar.

(Yazar burada geçmişe döner.)

Baba Perdriks’in lokantasında meydana gelen olay sırasında, Madam Potiş eski bir belalısı tarafından zorla kaçırılır. Hristo adındaki bu adam, Şöhret Bey gibi bir ahmağı soyup soğana çeviren Madam Potiş’ten pay ister. Hristo, tehdit yoluyla istediğini elde eder. Buna göre Madam Potiş, Hristo’yu bir dans hocası olarak tanıtacak, bu şekilde Şöhret Bey’den para koparacaklardır.

Hristo ile Madam Potiş kendi aralarında Şöhret Bey’i soyma planları yaparlarken, Madam Potiş’in evine giden Şöhret Bey baştan ayağa kömür tozuna bulanmıştır. Maşuk Bey’in evinden sabaha karşı atıldıktan sonra yine bir umutla Madam Potiş’in evine gitmiş, bu kez sevgilisini orada bulmuştur. Madam Potiş, yapmacık bir tavırla, kargaşa sırasında kendisini kaybettiğini, sabaha kadar Beyoğlu sokaklarını dolaşarak kendisini aradığını söyler. Söz arasında, Mösyö Tirel adında usta bir dans hocası bulduğunu belirtir. Tepebaşı Bahçesi’ne giderlerken, Şöhret Bey’in şiddetli ısrarlarıyla köpeği de yanlarında getirmek zorunda kalmışlardır. Drol’un başında al bir başlık, üzerinde de mavi bir giysi vardır.

İçkinin tesiriyle iyice sarhoş olan Şöhret Bey’in içini derin bir hüzün kaplar. Sevgilisinin yanına gelebilmek için annesinin küpelerini çaldığını, annesinin ne derece eli sıkı bir kadın olduğunu, küpelerinin yokluğunu fark eder etmez mahalleyi ayağa kaldıracağını, nihayet polisler tarafından yakalanmasının an meselesi olduğunu düşünmekte, tedirginliği artmaktadır.

Mösyö Tirel, bahçenin tenha bir yerinde, havuz kenarında dans derslerine başlar. Paris’in bütün kibar salonlarında “Çekirge Dansı” adıyla bilinen oyunun oynandığını söyler. Bu uyduruk dansı öğretmek bahanesiyle zavallı Şöhret Bey ile Madam Potiş’i çekirge gibi havalara zıplatır. Şöhret Bey, alafrangalığın bir gereği olduğuna inandığı için olanca gayretiyle dans figürlerini, oldukça zorlanarak da olsa, yapmaya çabalar. Dans Hocası rolüne kendisini iyice kaptıran Hristo, öğrencilerine yüklendikçe yüklenir. Dans ederlerken, Madam Potiş ile Şöhret Bey bir anda kendilerini havuzun içinde bulurlar. Havuzun dibi yosun tuttuğu için ayağı kayan Madam Potiş, şiddetli bir çığlık atar. Hemen ardından bir tabanca sesi duyulur.

Bu arada, efendilerinin dans merakı yüzünden başıboş kalan Drol, yemek kokusunu alınca, dün gece Aşçı Todori’den yediği sopaların acısını unutarak güzelim yemeklere saldırır. Yemeklerin murdar olduğunu gören aşçı, elindeki odunu köpeğin kafasına indirir. Canı fena halde yanan Drol, acıklı bir haykırışla dışarı kaçar, kadınlara saldırır, kadınların elbiselerini parçalar. Yabancılardan biri, kudurmuş köpeği tabancasıyla yere serer.

Madam Potiş’in çığlığı ile tabancanın patlaması aynı anda olunca, bahçedeki insanlar korku ve telaşa kapılırlar. Polisler olan biteni anlamak için bahçeye dağılırlar. Tabancanın, kuduz bir köpeği öldürmek için patladığı anlaşılır. Bahçedeki kalabalık, çığlığın geldiği yere, havuz kenarına gelir. Şöhret Bey ile Madam Potiş sırılsıklam olmuşlardır. Üstleri başları perişandır.

Kalabalığın ve polislerin üzerine geldiğini gören Şöhret Bey, korkuyla beklediği yakayı ele verme anının nihayet gelmiş olduğunu düşünür. Kargaşanın sebebini anlamaya çalışan polisler, Şöhret Bey’e, ortalığı birbirine katan köpeğin kendisine ait olup olmadığını sorarlar. Şöhret Bey, suçluluk duygusunun vermiş olduğu vicdanî ağırlıkla, “köpek” sözcüğünü “küpe” diye anlar. Annesinin elmas küpelerini nasıl çaldığını tüm ayrıntısıyla anlatır. Drol’un kanlar içinde, cansız bir halde yattığını görünce, üzerine kapanıp ağlamaya başlar. Dün geceki hırsızlıkla bir ilgisinin olmadığını, Selami’nin paralarından, Raik’in saat kordonuyla bastonundan, Razi’nin tabakasından haberinin olmadığını söyleyerek polisleri kandırmaya çalışır. Şöhret Bey’in saçma sapan sözlerinden iyice işkillenen polisler, işin içinde başka suçların da olabileceğini düşünerek Şöhret Bey’i polis merkezine götürürler.

(Ahmet Mithat Efendi, yazara yardımcı olmak amacıyla romanın bitimine bir “sonsöz” eklemiştir.)

Soruşturma ve yargılama yapıldıktan sonra Şöhret’in nizamlar gereğince hapse mahkûm olduğunu anlatmaya gerek yoktur.

Bu hikâyemizde hayal gücü ürünü sayılacak olağanüstü âdetlerle okuyucularımızı eğlendireceğimize, çeşit çeşit örnekleri her gün ortada görülen bazı haller üzerine dikkatlerini çekmeyi daha çok yararlı gördük.

Şöhret Bey’imiz bir hayal kişi ise de gerçekte pek çok benzeri yok mudur? Annesinin küpesini çalıp Kuyumcu Bedros’a satması hayalî ise de birçok şıkların babadan kalma serveti mahvetmeleri gerçek olaylardan değil midir?

Biz hikâyemizde Şöhret’i hapse attırmış olmakla hakkında dostluk etmiş olduk. Gerçek benzerlerinin sonu ise genellikle daha feci oluyor. Hapsolunmak demek bir çeşit gizleniş demektir. İşin sonunda yüz karası hiç olmazsa cezaevinin karanlığına karışarak kimsenin lanetli bakışlarına çatmaz. Başka benzerlerinde ise karnı aç, sırtı çıplak, yalın ayak, başı kabak, dost ve düşman gözünde ömrünün sonuna kadar hakarete uğramak sonucu görülür ki, düşüncesi ve düşü bile tüyleri ürpertir.

Tanrı gençlerimizi bu yoldaki belalardan uzak tutsun ve korusun. Amin!

___  S  O  N  ___

Yorumlar (1)

valla süper bir yapıt okurken insan kendine hakim olamıyor bir kahkaha patlatıveriyor herkese tavsiye ederim tabi gülmek istiyorsanız

Yorum yaz...