Abbas Sayar “Can Şenliği”

2

Yazan Bülent Sakça | Kategori Roman İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 03-09-2012

Can Şenliği Romanının Konusu

Abbas Sayar “Can Şenliği” adlı romanında, hayırsız çocukları tarafından evinden kovulan, han köşelerinde sefil bir yaşam süren seksen yaşındaki bir dedenin yalnızlığını, kimsesizliğini, kırgınlıklarını, küskünlüklerini, hayata tutunma çabasını anlatır.

Hüseyin Ağa’nın acı ve sıkıntılarla dolu yaşam öyküsü, romanın neredeyse ilk yarısını oluşturur. Romanın baş kahramanı olan Hüseyin Ağa, Nail Bey’in bağına bekçilik eden seksen yaşında yoksul bir köylüdür. Nail Bey bağa her gelişinde, yaşlı bekçinin hayat hikâyesini dinler. Hüseyin Ağa, türlü cephelerde savaşmasını, gelin dırdırına dayanamayan karısının kahrından ölmesini, dirliksiz karılarının dolduruşuna gelen oğulları tarafından evinden kovulmasını, han köşelerinde yalnız ve sefil bir yaşam sürmesini anlatır. Bekçilik yaparken, yalnızlığını alır ve kendisine can şenliği olur düşüncesiyle Nail Bey’e bir eşek satın aldırır. devamını oku… »

Halikarnas Balıkçısı “Aganta Burina Burinata”

0

Yazan Bülent Sakça | Kategori Roman İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 01-08-2012

Aganta Burina Burinata Romanının Özeti

Mahmut, deniz sevdalısı küçük bir çocuktur. Arkadaşları ağaçlardan meyve toplayıp oyunlar oynarken, Mahmut her fırsatta deniz kıyısına kaçar. Çocuklarının denize karşı olan bu aşırı sevgisi, anne ve babasını tedirgin eder. Akrabalarından çok sayıda erkeği denize kurban verdikleri için çocuklarının da bir balıkçı olmasını istemezler. Süleyman Kaptan, oğlunu denizden, balıkçılıktan soğutmak, ona denizi unutturup toprağı, karada yaşamayı sevdirmek için elinden geleni yapar.

Anne ve babasının çocuklarını denizden soğutmak için koyduğu yasaklar, küçük Mahmut’un denize olan tutkusunu daha da güçlendirir. Mahmut, eline geçen çer çöple kendisine oyuncak bir gemi yapar. Gemisini, hayvanların su içtiği bir yalakta yüzdürürken adeta kendinden geçer. Amcası Davut Kaptan, yeğeninin denize, gemilere olan ilgisini bilir. Yeğeninin oyuncak gemisini beğenmez, bir anda ayağının altında çatır çutur ezer. Ertesi gün kahvede arkadaşlarıyla beraber özene bezene çok güzel bir oyuncak tekne yapar yeğenine. devamını oku… »

Samipaşazade Sezai “Sergüzeşt”

1

Yazan Bülent Sakça | Kategori Roman İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 15-07-2012

Sergüzeşt Romanının Özeti

Esir tacirleri tarafından Kafkasya’dan kaçırılıp İstanbul’a getirilen sekiz-dokuz yaşlarındaki küçük bir kız, Hacı Ömer adındaki acımasız bir esirciye satılır. Hacı Ömer’in evindeki esir kızların Çerkezce konuşmaları yasaktır. Bir müşteriye satıldıktan sonra, herhangi bir sebepten beğenilmeyip geri gönderilen esirlere kırbaç cezası verilir.

Hacı Ömer birkaç hafta sonra küçük kızı, Mustafa Efendi’nin evine götürür. Küçük kız çok zayıf, solgun, hastalıklı bir halde olduğundan evin hanımı, ucuza almak için gözüne çarpan kusurları söyler. Saatlerce süren sıkı bir pazarlık sonrasında küçük kız, Mustafa Efendi’nin hanımına kırk liraya satılır. Evin hanımı, katı yürekli, acımasız, sinirli bir kadındır. Taravet adlı Arap hizmetçi de küçük kıza acımasızca davranır; ona dayak atar, çok ağır işler yaptırır. Evin hanımı, küçük esir kızı “Dilber” diye çağırmaya başlar. Zavallı Dilber, sabahları erkenden kalkar, odaları süpürür, mutfağa kovayla su taşır. Küçük bir kusur işlediğinde hem evin hanımından hem de Taravet’ten tokat yer. devamını oku… »

Hüseyin Rahmi Gürpınar “Şık”

1

Yazan Bülent Sakça | Kategori Roman İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 18-10-2011

Şık, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ilk romanıdır. Şık romanında, alafranga yaşama özenen saf bir gencin başından geçen gülünç olaylar anlatılır.

Roman, 1888 yılında Ahmet Mithat Efendi’nin Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika edildikten sonra 1889 yılında kitap halinde basılmıştır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şık romanının önsözünde, kitabın yayımlanması sırasında yaşadığı heyecanı, hayranı olduğu usta yazar Ahmet Mithat Efendi’nin kendisinin elinden tutması sayesinde bir anda tanınmış bir yazar olduğunu çekici bir üslûpla anlatır.

“Şık’ın yazılmış yarısını büyük bir zarfa doldurarak Ahmet Mithat Efendi’ye gönderdim. Efendi merhumun eserlerini okurum. En büyük tutkunu, hayranıyım. Ama daha kendini yüzce tanımakla şeref bulmuş değilim. Ne yaradılışta ve ahlâkta bir kimsedir, onu da bilmem. Eseri gönderdikten sonra bana korkunç bir pişmanlık geldi. Hiç öyle büyük bir adama böyle çocukça, budalaca, saçma yazılar gönderilir mi? Eyvah… Ben ne yaptım?!..  devamını oku… »

Molière “Kibarlık Budalası”

4

Yazan Bülent Sakça | Kategori Tiyatro İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 30-04-2011

Molière, “Kibarlık Budalası(Le Bourgeois Gentilhomme) adlı oyununu 1670’te sahneye koymuştur. Kral XIV. Louis’nin isteği üzerine bale-oyun olarak tasarlanan eser, beş perdelik bir komedidir. Oyunun orijinal adı, Le Bourgeois Gentilhomme’dur. Gentilhomme, “gentillesse” sözcüğünden gelir. Gentillesse sözcüğü, “doğuştan gelen soyluluk değil, seçerek, inanarak benimsenmiş bir soyluluk” demektir. Molière döneminde ise, “ince, kibar davranış, hareketlerdeki zarafet, zihnin ince, entelektüel yeteneklerini gösterme” anlamına gelir.

Kibarlık Budalası Oyununun Konusu

Molière, Kibarlık Budalası adlı oyununda, kaderin bir cilvesiyle burjuva olarak dünyaya gelmiş olan bir adamın, kibarlığı öğrenerek soylular sınıfına geçmek hayaliyle tuhaf heveslere kapılmasını, bu uğurda müzik, dans, kılıç, felsefe dersleri almasını, kibarlık ve soyluluk merakı yüzünden gülünç durumlara düşmesini konu olarak işlemiştir.

Oyunda işlenen en güçlü tema “kibarlık ve soyluluk düşkünlüğü”dür. Oyunun baş kahramanı olan Mösyö Jourdain, kumaş tüccarı olan bir babanın oğludur. Mösyö Jourdain, ait olduğu toplumsal sınıftan, yani bir burjuva olmaktan memnun değildir. Onun gözü, aristokrasidedir. Soylular sınıfından olanlara karşı aşırı bir hayranlık duymaktadır. Kendisinin bir burjuva olduğunu kabullenmek istemez, soylular sınıfından biriymiş gibi davranır. Bir soylu olabilmek için tuhaf heveslere kapılır. Fakat ne yapsa boşunadır. Kibarlıktan ve incelikten nasibini almamış, kaba bir adamdır Mösyö Jourdain. devamını oku… »

Moliére “Hastalık Hastası”

2

Yazan Bülent Sakça | Kategori Tiyatro İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 27-02-2011

Molière’in yazdığı son tiyatro olan Hastalık Hastası (La Malade Imaginaire) ilk kez 10 Şubat 1673’te Paris’te sahnelenmiştir. Oyununun konusu, aslında sağlıklı olan saf bir adamın, doktorunun yalanlarına kanarak kendini ölümcül bir hasta olarak görmesidir.

Molière hem oyunu yönetir hem de başrolü –Argan– kendisi oynar. Hastalık Hastası’nı yazdığı sırada hastalanan yazar, dördüncü temsilden sonra ağırlaşır. Evine götürüldükten birkaç saat sonra da ölür. Din adamları, Molière’in cenazesini kaldırmak istemezler. Cenaze, ancak dört gün sonra, Kral’ın emri ve Başpiskopos’un özel izniyle kaldırılır. Dünyanın en tanınmış tiyatro yazarlarından biri olan Molière, mezarlığın ölü doğan/vaftiz edilmemiş çocuklar için ayrılan bir köşesine, gece vakti, tören yapılmadan, sessizce gömülür.

Oyunun baş kahramanı olan Argan; bencil, acımasız, çıkarcı, ikiyüzlü insanlar tarafından kuşatılmıştır. Öylesine saftır ki, çevresinde dönen dolapların hiçbirinin farkına varamaz. Hasta olmadığı halde, doktoru sürekli olarak muayeneye gelir, türlü türlü ilaçlar yazar. Eczacı da ilaç fiyatlarını kafasına göre yükseltir. Doktor ve eczacı için yağlı bir müşteridir Argan. İkinci karısı tarafından da sevilmez. Beline, sırf parası, malı mülkü için evlenmiştir. Kocasına yapmacık bir sevgi, şefkat gösterir, fakat gerçekte kocasının ölmesini ve mirasa konmayı sabırsızlıkla bekler. devamını oku… »

Necati Cumalı “Mine”

0

Yazan Bülent Sakça | Kategori Tiyatro İncelemeleri | Yayımlanma tarihi 02-11-2010

Mine Oyununun Konusu

Necati Cumalı “Mine” oyununda, kocasını sevmeyen, aşk, sevgi, tutku ve heyecan gibi duygulara susamış genç ve güzel bir kadının yalnızlığını, mutsuzluğunu, acı içinde kıvranışını; kadını sadece cinsel bir obje olarak gören cahil insanların bulunduğu bir kasabada, genç ve güzel bir kadın olarak yaşamanın zorluklarını anlatır.

Oyunda işlenen güçlü temalardan biri “cinsel tatminsizlik”tir. Yazar; eğitimsiz, cahil, cinsel yönden tatminsiz erkeklerin bulunduğu küçük bir kasabada, genç ve güzel bir kadın olarak yaşamanın nasıl bir işkence olduğunu göstermeye çalışır.

Mine oldukça güzel bir kadındır. Henüz on yedi yaşında küçük bir kızken, annesinin zoruyla Cemil’le evlenmiştir. Kocasını hiç sevmemesine rağmen, yedi yıldır bu evliliğe katlanmıştır. Mine’nin kocası, incelikten uzak, cahil, basit, kişiliksiz bir adamdır. Yaşı kırkın üzerindedir. Kocasının yaşlılığı ve pasifliği kasaba erkeklerini cesaretlendirir. Mine hiçbirine yüz vermez. Buna rağmen yaşlısından gencine neredeyse kasabanın tüm erkekleri genç kadının peşindedir, hastasıdır. Kasaba erkeklerinin Mine’ye karşı duydukları aşk ve sevgi değil, cinsel açlığın verdiği bedensel sahiplenmedir. Genç kadının güzelliğine vurgundurlar, şiddetle arzuladıkları tek şey Mine’nin güzel bedenine sahip olmaktır. devamını oku… »